Powered by Joomlamaster.org.uatogether with Joomstudio.com.ua

 

                                                                                                                                                                                          Az (1) Ru (1) En (1)

Thursday, 28 December 2017 00:00

Meryem Oğlu İsâ (A.S.) ve Annesi Hakkındaki İlahî Beyan ve Gerçekler

Written by 
Rate this item
(0 votes)

Hıristiyan âleminin büyük çoğunluğunda 25 Aralık günü, bir kısmında ise  7 Ocak günü; Amerika'lılarca: “Christmas Day”, Avrupa'lılarca: “Noel” adıyla, Meryem oğlu İsâ'nın (a.s.) dünya’ya geldiği gün olarak kabul edilmekte, bu sebeple her yıl bu mevsimde “geleneksel doğum günü” kutlamaları adı altında coşkulu dînî! ve kültürel kutlamalar yapılmaktadır..

​25 Aralık tarihinin, Mu’cize Peygamber Hazreti İsâ aleyhisselâm’ın doğum günü olduğu kesin olmamakla beraber, bu gün vesilesi ile, İslâm İnancına göre: “Mu’cize Peygamber Meryem Oğlu İsâ (aleyhis-selâm) ve Annesi Hazret-i Meryem Hakkında Gerçekler” başlığı altında konuyu özet hâlinde muhterem okuyucularımızın bilgilerine sunmaya çalışacağız.

​Yüce Allah ve Rasûlünün (s.a.v.) beyânına göre; bir insanın Mü’min (Allah’a îman etmiş) kabul edilmesi için şart olan altı maddelik iman esaslarının tamâmına inanması şarttır. Bunlardan birini kabul etmemek, tamâmını kabul etmemek demektir.  

​Müslüman olmak, Allah katında makbul bir îmâna sâhip bir Mü’min kabul edilmek için; “Tevhid”e yani Allah’ın var ve bir olduğuna, Melekler'e, Kitaplar'a, (nübüvvet  ve risâletlerinde  hiç ayırım yapmadan) Cenâb-ı Hakk’ın şerîatını, emirlerini, yasaklarını, haberlerini kullarına bildirmek, insanlığa ahkâm-ı İlâhîyi tebliğ etmek üzere Allah tarafından seçilip gönderilen bütün Peygamberler'e, (aleyhimüs-selâm) Kader'e (hayır ve şerrin insanın cüz-î irâdesi ile seçmesi ve Allah’ın yaratması ile olduğuna, âhiret günü'ne, öldükten sonra dirilmenin hak olduğuna inanmak, îman etmek şarttır.

​Mülkün, Dînin ve Din (âhiret) gününün mutlak sâhibi ve hâkimi olan Yüce Allah, tarihin seyri içerisinde her devirde ve her topluma, insanlar arasından özel olarak seçip yetiştirdiği, mu’cizelerle desteklediği; kat'iyyen yalan söylemeyen, her hususta kendilerine güven duyulan, kavmi içerisinde en zekî, kesinlikle günâh işlemeyen, günâh işlemekten korunmuş ve Allah-ü Teâlâ’nın emir ve yasaklarını her hal ve şartta hiç noksansız ve çekinmeden tebliğ etme vasıflarına sâhib Peygamberler göndermiştir.

​İslâm inancına göre; Mu’cize Peygamber İsâ aleyhisselâm, Kur’ân-ı Kerimdeki ifâdesi ile; “Meryem oğlu İsâ” (aleyhisselâm); “ülül-azm ” diye ifâde buyurulan büyük Peygamberlerden biridir.

​Babasız olarak dünyâ’ya gelişi mu’cize, semâya diri olarak kaldırılışı mu’cize, âhir zamanda Muhammed aleyhisselâmın ümmeti olarak tekrar dünyâya inmesi mukadder olan büyük bir mu’cize Peygamberdir.  ​

​İlk insan ve ilk Peygamber Âdem aleyhisselâmdan, son Peygamber, Muhammed aleyhisselâm’a kadar, mu’cize Peygamber İsâ aleyhisselâm dâhil, bütün Peygamberlerin (aleyhimüs-selâm) vazifesi aynı olup Tevhid’e dâvet ve tebliğdir..

​Tevhid’e dâvet ve tebliğin özü; İnsanları Allah’ın varlığına ve birliğine, Zât, sıfât ve ef'âlinde “EHAD” tek olduğuna, eşi, benzeri, ortağı ve yardımcısı bulunmadığına ve âhiret gününe îman'a dâ’vet etmek, Peygamberi vâsıtasıyla kullarına bildiriği hükümlere teslim olmalarını sağlamak, yani Müslümanlığı öğretmektir.

​İstisnâsız bütün Peygamberler (aleyhimüs-selâm) bu görevi tebliğ etmek üzere gönderilmişlerdir.  ​

​Peygamberler (aleyhimüs-selâm) dünyâ'dan ayrıldıktan sonra, tevhid inancı tarihin seyri içerisinde insanlar tarafından tahrîf edilerek değiştirilmiştir.

​Her tahrîf (insanların müdâhalesi ile bozulma) sonucunda, Allah (c.c.) insanlara “âyetlerini okuyacak ve onları âhiret ve hesap gününe karşı uyaracak” yeni bir Peygamber göndermiş, insanları yeniden tevhid (Allah’ın bir olduğu) inancına dâ’vet etmiştir.

​İsâ (a.s.) da, kendinden evvel gönderilen büyük Peygamber Hazreti Mûsa'nın getirdiği vahyin (Tevrat’ın) tahrif edilmesi (insanlar tarafından değiştirilerek bozulması) üzerine, İsrail oğullarını Allah'ın birliğine çağırmak, O'ndan başka İlah olmadığını tebliğ etmek, onlara îman ve İslâm esaslarını öğretmek ve kendinden sonra gelecek Büyük Peygamber Ahmed aleyhisselâm'ı (son Peygamber Muhammed aleyhisselâm’ı) müjdelemek üzere, İlahî bir Mu'cize ile babasız olarak yaratılmış, tertemiz, iffet ve asâlet sâhibesi, bâkire bir kız olan Hazret-i Meryem'den dünyâya getirilmiş büyük bir mu’cize Peygamberdir.

ÎSÂ ALEYHİSSELÂM’IN ANNESİ İMRAN KIZI MERYEM’İN DÜNYÂ'YA GELİŞİ VE YETİŞTİRİLMESİ

​Yedi kat göklerin ve yeryüzünün ve bunların içindeki herşeyin hâlıkı, sâhibi, yegâne mâlik ve hâkimi Yüce Allah (c.c.): Imran âilesinin, Hazreti Âdem, Hazreti Nuh ve Hazreti İbrâhîm aleyhimüsselâm’ın âileleri ile aynı soydan geldiklerini ve âlemler üzerine seçilmiş kimseler olduklarını bildirmektedir.

​İşte mu’cize Peygamber Îsâ aleyhisselâm’ın annesi Hazreti Meryem de bu soydan, seçkin kılınmış olan Imrân ailesinden gelmektedir. ​

Imrân âilesi, Allah'a samîmi bir kalple îman eden, her işlerinde O'na yönelip dönen ve Allah'ın sınırlarını koruyan bir âileydi.  

​Cenâb-ı Hakk, İsâ aleyhisselâm'ın annesi, İmran kızı Meryem’in dünyâya gelişini, eğitim çağına gelince  zamanın Peygamberi Zekeriyyâ aleyhisselâm'ın  himâyesine vererek, onu nasıl yetiştirip büyüttüğünü, Kitâb-ı Kerıminde Âl-i İmrân Sûresinde  “gerçek gayb bilgileri” olarak şöyle haber vermektedir.

"​Muhakkak, Allah  Âdem'i, Nuh'u, İbrahim hânedânını  ve İmran âilesini hepsi de birbirinden (gelme) tek bir zürriyyet olarak (nesillerini Peygamber yaparak)  âlemler üzerine üstün kıldı. Allah her şeyi işitendir, bilendir.

​Hani (Musân oğlu) İmran'ın hanımı (Fukazâ’nın kızı, hazreti Meryem’in annesi Hanne): "Rabbim, karnımdakini âzadlı bir kul (dünyâ meşgalelerinden âzâde ve münhasıran Beyt-i Mukaddes’de hizmete me’mur) olmak üzere sana adadım, benden olan bu (adağı) kabul buyur, şüphesiz (niyâzımı) hakkıyla işiten, (niyyetimi) kemâliyle bilen Sen sin Sen." demişti.

​Fakat onu (kız çocuğunu) doğurunca, Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilici iken; şöyle dedi: "Rabbim, ben onu kız doğurdum; erkek, kız gibi değildir (Beyt-i Mukaddesde bir erkek gibi hizmet edemez).

​Ona  Meryem  adını verdim. Onu ve soyunu (Rahetinden koğulmuş)  şeytanın  şerrinden Sana ısmarlıyor, emânet ediyorum". dedi.

​ (Meryem onların dilinde; Âbid, çok ibâdet eden mânasına ve erkek adı idi. Bu ismi koymaktaki maksadı da, kız da olsa, onunla adağını ödemek, onu Beyt-i Mukaddesin hizmetine vermekti).

​ Bunun üzerine Rabbi onu (Beyt-i Mukaddese adak olarak bırakılan bu kızcağızı) güzel bir şekilde (rızâ ile, büyük bir memnûniyetle) kabul buyurdu ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi, büyüttü.  Zekeriyyâ'yı (a.s.) da ona bakmaya me’mur etti.

​(Zekeriyyâ aleyhisselâm Hazreti Meryem’in teyzesinin kocası idi. Fâkuzâ kızı İşa’ Zekeriyyâ aleyhisselâm’ın hanımı, bunun kız kardeşi Hanne de İmran’ın hanımı idi. Dolayısıyla, Zekeriyyâ aleyhisselâm ile İmran iki bacanaktı. Zekeriyyâ aleyhisselâm’ın sonradan doğan ve kendisinden sonra Peygamber olan oğlu Yahya (aleyhis-selâm) ile Hazreti Meryem’de teyze çocukları idi.)

​Zekeriyyâ (a.s.) ne zaman kızın (Hazreti Meryem’in) bulunduğu mihrâb’a (Mescidin içinden merdivenle çıkılan, Allah’ın Rasûlü Zekeriyyâ aleyhisselâmdan başka kimsenin çıkamadığı yüksek bir yer) girse, onun yanında yeni bir yiyecek bulurdu.

​"Meryem! Bu sana nereden geliyor?" deyince, o da: "Bu, Allah katındandır."  Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verir”. derdi.

​(Azîz, Hakîm ve Alîm olan Yüce Allah: son Peygamberi Muhammed aleyhis-selâm'a hitâben: Habîbim) Bunlar, (Hanne, Zekeriyyâ, Yahyâ, Meryem vak’aları)  sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. (Yoksa) "Meryem'i kim himâyesine alıp koruyacak?" diye  Tevratı yazdıkları kalemlerini veya husûsi fal oklarını  (kur'a için suya ) atarlarken sen yanlarında değildin. (Bu hususta) Tartışırlarken de yanlarında bulunmadın".​

İSÂ (A.S.) ALLAH’IN OĞLU DEĞİL, MUHAMMED ALEYHİSSELÂMIN GELECEĞİNİ MÜJDELEMEK ÜZERE GÖNDERİLMİŞ BÜYÜK BİR PEYGAMBERDİR

​Mülkün sâhibi Yüce Allah (c.c.) Kur’ân-ı Kerimde Âl-i İmrân Sûresinin 50 ve 51. Âyeti Kerımeleri ile; ​“Meryem oğlu İsâ; ey İsrail oğulları, Ben, Benden önceki Tevrat'ı (Yüce Allah’ın, kardeşim Musa’ya gönderdiği kitap ile bildirdiği hükümleri) tasdîk edici olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak üzere, size Rabbinizden bir âyetle (açık bir mu’cize olarak) geldim.

​Ben Allah’ın kulu ve Peygamberiyim. Allah'tan korkun ve bana itâat edin. Gerçekten Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz’dir.

​Öyleyse yalnız O'na ibâdet edin. Dosdoğru olan yol işte budur." demişti, buyurarak mu’cize Peygamber İsâ (a.s.)’ın dilinden kimliğini, vazifesini ve İsrâil oğullarını, İman ve İslâm’a dâvet edişini haber vermektedir.           

​Es-Saf Sûresinde ise; “Hatırla ki, bir vakitler Mûsa, kavmine: "Ey kavmim! Bana niçin eziyet ediyorsunuz? Pekâla biliyorsunuz ki, Ben size Allah’ın Peygamberiyim demişti!

​Ne zaman ki, onlar Hak yoldan sapıp eğildiler, Allah da kalblerini saptırdı. Muhakkak Allah fâsık bir kavme hidâyet vermez.

​Meryem oğlu İsâ da: "Ey İsrâil oğulları! Ben size Allah'ın Peygamberiyim. Benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve Benden sonra gelecek Ahmed adında bir Peygamberi müjdeleyici olarak (geldim) demişti. Sonra, onlara mu’cizelerle gelip (açık açık deliller getirince)"Bu, apaçık bir sihirdir"  dediler. (As-Saf :6-8)  

​Halbûki onlar, (Tevrat ve İncil’de) Din'de ihlâs (ve samîmiyet) erbâbı ve muvahhidler olarak, Allah’a ibâdet etmelerinden, (Muhammed aleyhisselâm geldiği vakit O’nun Dînine girmelerinden,) Namazı dosdoğru kılmalarından, Zekâtı vermelerinden başkasıyla emrolunmamışlardı. İşte en doğru Din de bu idi.

​​​(El-Beyyine:5)   Sadakallahülazîm...

MERYEM OĞLU İSÂ (A.S)’NIN YARATILIŞI DA ÂDEM (A.S.)’IN YARATILIŞI GİBİ MU’CİZEDİR

​Cenâb-ı Hak, ilk insan ve ilk Peygamber Âdem aleyhisselâm’ı topraktan yarattı ve ona “Ol” buyurdu böylece Âdem (a.s) yoktan var oldu.

​Bu husûsun delilini teşkil eden Âyet-i Kerîme'de Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır.

​“Muhakkak, Allah indinde İsâ’nın durumu, Âdem’in durumu gibidir. Allah, Âdem’i topraktan yarattı, sonra ona, “Ol” dedi. O da, oluverdi. (İsâ da öyledir.)  

​Bu hak, (doğru bilgi) senin Rabbindendir. Sakın sen şüphe edenlerden olma.”    (Âl-i İmrân: 59-60)

MERYEM OĞLU İSA (A.S.) ÇOCUKKEN BEŞİKTE “BEN ALLAH’IN KULUYUM” DİYE KONUŞMUŞTUR

​Sınırsız kudret ve hikmet sâhibi Yüce Allah (c.c.) Meryem Sûre-i Celîlesinde, Mu’cize Peygamber İsâ aleyhis-selâm'ın annesinin gördüklerini, yaşadıklarını ve oğlunu nasıl dünyâya getirdiğini: “İşte hakkında şek etmekte oldukları Meryem oğlu İsâ, hak sözünce budur” buyurarak haber vermektedir.

​ (Habîbim) “Bu kitap’ta İsâ (a.s.)’ın annesi Meryem’i de zikret! (insanlara doğru bilgileri anlat). Hani âilesinden ayrılıp evinin doğu tarafında bir yere çekilmişti”. (Def-i hâcet için Beyt-i Makdis’deki odasından çıkıp doğu tarafına doğru gitmişti).

​Allah’ın emri ile gelen Cebrâil (a.s.); “Ben Rabbımın sana (gönderdiği)  bir Rasûlü (habercisi) yüm, sana tertemiz bir erkek evladının dünyâya geleceğini ve doğacak oğlun'un kavminin Peygamberi olacağını haber vemek için geldim” demişti.

(​Bu konuşmadan sonra, Hazreti Meryem o anda ve orada hâmile kalmış, derhal doğum sancıları başlamış, bir hurma ağacının altında mu’cize eseri olarak oğlunu dünyâya getirmiştir). ​​

​Bir anda olup bitenler karşısında hayret ve şaşkınlık içinde kalan Hazreti Meryem; “Ah, keşke bundan evvel öleydim de, unutulmuş gitmiş olaydım” deyince; Allah’ın me'muru Cebrâil (a.s.):  “Ey Meryem! Üzülme!

​Rabbin senin alt yanında bir su arkı yarattı. Hurmanın dalını kendine doğru silkele!. Üzerine devşirilmiş tâze hurmalar dökülsün!

​Ye, iç. Gözün aydın olsun!. Eğer insanlardan birini görürsen “Ben, Rahmân’a Oruc (susma) adadım” deyiver”. Dedi.

​Sonra çocuğu alıp kavmine getirdi. Onlar, “Ey Meryem! Yemin olsun sen acîp yaramaz bir iş yapmışsın. ​Senin baban kötü  adam değil idi, anan da fâhişe değil idi. (bu çocuğu nerden buldun?) dediler.

​Bunun üzerine,  Meryem çocuğa işâret etti. Oradakiler, “Biz beşikteki çocukla nasıl konuşuruz?” dediler.

​Beşikteki çocuk (İsâ a.s.) konuştu. “Ben  gerçekten Allah’ın kuluyum. Bana kitap verdi  ve beni Peygamber yaptı.  (Önümüzdeki Tevrat'ı tasdîk edici olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmaklığım için geldim). Size Rabbinizden (Peygamberliğimi isbât eder) âyet (alâmet, mu’cize) getirdim. Artık Allah'tan korkun, bana da itâat edin. Şüphe yok ki,  Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir.

​Öyleyse  O'na kulluk edin! (İşte) doğru yol budur.) Beni her nerede olursam mübârek (hayırlı) kıldı ve yaşadığım müddetçe bana Namazı, Zekâtı emretti.  Beni anneme hürmetkâr yaptı, azgın bir zorba yapmadı.

​Hem doğduğum gün, hem öleceğim gün, hem de diri olarak kaldırılacağım gün, selâm bana" dedi.

​ İşte hakkında şek etmekte oldukları Meryem oğlu İsâ, Hak sözünce budur…  SadakAllahül-azîm...

HAZRETİ ÎSÂ (A.S.)’YA İNANANLAR ALLAH  ŞÂHİDİMİZDİR Kİ BİZ MÜSLÜMANLARIZ DEMİŞLERDİ  

​Allah’ın Peygamberi İsâ aleyhisselâm’a iman eden eshâbının (Kur’ânın ifâdesi ile “Havâriyyûn”) İsâ aleyhis-selâm'a: “Allah şâhidimizdir ki; biz Allah’ın hükümlerine teslim olmuş, Peygamberine iman etmiş Müslamanlarız” demişlerdi.

​Yüce Allah bu gerçeği şöyle beyân buyurur.

​Vaktâki İsâ (a.s.) onlardan (israrla taşan) küfrü  hissedince: "Allah’a (doğru giden yolda) bana yardım edecekler kim?" dedi.  

Havârîler: "Allah yolunda yardımcılar biziz. Allah'a iman ettik. Sen de  (Ey Îsâ) şâhid ol ki, biz muhakkak Müslümanlarız." dediler.

​Ey Rabbimiz, Senin indirdiğin (o kitâba) îman ettik, o Peygambere de uyduk. Artık bizi (birliğini ve Peygamberlerini tanıyan) şâhidlerle berâber yaz.

​(Habibim! Bu hükümler, bu vak’alar, bu haberler yok  mu?) Biz bunları sana âyetlerden, hikmet dolu Kur’ândan okuyoruz. (Gerçek, doğru bilgiler bunlardır).

​​ALLAH’IN  PEYGAMBERİ  İSÂ (A.S.) ÖLDÜRÜLMEMİŞ, ÇARMIHA DA GERİLMEMİŞTİR

​Hıristiyanlar'ın büyük bir kısmı; "Godd Friday” dedikleri “bir Cuma günü, Hazret-i İsâ'nın (a.s.) çarmıha gerilerek öldürüldüğünü, ancak takip eden Pazar günü yeniden dirildiğini” iddia etmektedirler.

​Güyâ; İsâ, (a.s.) “kendine inananlar adına, onları kurtarmak, onları günâhlardan arındırmak için kendini fedâ etmiş, onlar adına Cuma günü çarmıha gerilmiş, Pazar günü yeniden dirilimiştir”.

​Bu iddia, tamâmen asılsız ve yanlış bir iddiadır.​Doğrusu; Allah-ü Teâlâ’nın bildirdiğidir:

​Allah-ü  Teâlânın bildirdiğine göre; Allah’ın Rasûlü Meryem oğlu İsâ (a.s.) öldürülmemiş, kesinlikle çarmıha da gerilmemiştir. Ancak, başka bir kimse (Allah’ın Rasûlüne ihânet eden kişi) İsâ (a.s.)’ya benzetilmiş ve çarmıha gerilerek o öldürülmüştür.

​Binâenaleyh; “İsâ (a.s.) çarmıha gerilerek öldürüldü sonra tekrar diriltildi” iddiası tamân esılsız ve boş bir iddiadır. Büyük bir zulüm ve Cenâb-ı Hakkı yalalamaktır.

İSLÂM’A GÖRE DÜNYAYA GELEN HER İNSAN GÜNÂHSIZ OLARAK DOĞAR

Allah-ü Teâlâ’nın son Peygamberi Muhammed aleyhisselâm vâsıtasıyla bütün insanlığa gönderdiği İlahî Kitâbı Kur’ân-ı Kerim ve ekmel Dîni İslâm’a göre; her doğan insan ma’sumdur, günâhsız olarak dünyâya gelir. Hiç bir kimse başkasının günâhını üzerine alamaz. Her mükellef kendi amelinden sorumludur.

Hiç kimse, başkalarını kurtarmak veya günâhlardan arındırmak için başkasının yerine ölmez. Velev ki, böyle bir iddiada bulusa bile.

Bu iddiaya inanılmaz ve güvenilmez. Binâenaleyh, her mükellef yaptıklarından kendisi sorumludur.

Dünyâda, kadın olsun, erkek olsun, “kim zerre kadar bir hayır işledi ise, hesap gününde onun mükâfâtını görecek, kim de zerre kadar bir kötülük işledi ise, onun cezâsını görecektir”…

​CENÂB-I  HAK  PEYGAMBERİNE  TUZAK KURAN  HÂİNLERİN  HÎLELRİNİ  BOZMUŞTUR

Mu’cize Peygamber Meryem oğlu İsâ (a.s)’nın  Allah tarafından getirip tebliğ ettiği hakikatlere inanmayan  zamanın  zâlim yöneticileriyle, israil oğullarından bazı hased ve kibirli din adamları, Allah’ın Peygamberine (babasız olarak dünyâ’ya gelen mu’cize Peygamber İsâ aleyhisselâm’a) tuzak kurmuşlar, çarmıha gererek öldürmeye karar vermişler, fakat, Kâdir-i Mutlak olan Yüce Allah, onların bu menfur planlarına karşı, dostu Hazreti İbrâhîm'i (a.s.) ateşten kurtardığı gibi, Mu’cize Peygamberi İsâ'yı (a.s.) da düşmanlarının tuzağından kurtarmış, onu öldürmek isteyenlerin sinsi hîlelerini bozmuş ve bu mübârek insana zarar vermelerini önlemiştir.   ​

​Dünyâ’ya gelişi mu’cize, semâya diri olarak kaldırılışı mu’cize, (âhir zamanda Muhammed aleyhisselâmın ümmeti olarak tekrar dünyâya inmesi mukadder) olan mu’cize Peygamber İsâ aleyhisselâm hakkında bu husustaki gerçekleri Yüce Allah şöyle haber vermektedir.....   

​ Onlar (inanmayanlar İsâ'yı (a.s.) öldürmek için ) hîle yaptılar.  Allah da hîlelerine karşılık yaptı (hâinlik yapan kişiyi İsâ'ya) benzetti de onu öldürdüler.  (İsâ'yı göklere, Yüce katına kaldırdı) Allah, hîlekârlara cezâsını verenlerin en hayırlısıdır.   (Âl-i İmrân: 54)

​ Ve: Biz, Allah'ın Peygamberi Mesîh'i, Meryem oğlu İsâ'yı gerçekten öldürdük demeleri sebebiyle de (onlara azab ettik).

​Halbuki onlar İsâ'yı ne öldürdüler, ne de astılar. Lâkin kendilerine bir benzetme yapıldı. (içlerinden biri İsâ şekline sokuldu ve onu öldürdüler). Gerçekten onun hakkında ihtilâfa düşenler, (bundan dolayı) kesin bir şüphe içindedirler. Evet, onların buna dâir (kesin) bir bilgileri yoktur. Sâdece zan peşindedirler. (gerçek şu ki) O’nu kesinlikle öldürmemişlerdir”.  

​Doğrusu Allah, o’nu kendi (katına) kaldırdı. Allah güçlüdür, hikmet sâhibidir . (Nisâ, 157,158)

EHL-İ KİTAP OLAN HERKES ÖLMEDEN EVVEL MUTLAKA ÎSÂ (A.S.)’YA İMAN EDECEKTİR.

​Ehl-i kitaptan (yahûdî ve hıristiyan) hiçbir kimse yoktur ki, ölümünden önce mutlaka İsâ’ya iman edecek olmasın. (fakat bu imanın ona faydası olmayacaktır. Çünki ye’s hâlindedir). Kıyâmet gününde de İsâ (a.s.) onların aleyhine şâhid olacaktır.   (Nisâ:159)

MERYEM OĞLU ÎSÂ DİRİ OLARAK SEMÂYA  ​KALDIRILMIŞ OLUP TEKRAR İNECEKTİR

​Nisâ Sûresinin 157 ve 158. Âyet-i Kerîmelerinin açıkca beyânına göre, Îsâ aleyhisselâm düşmanları tarafından  kesinlikle çarmıha gerilmemiş ve öldürülmemiştir.  Allah-ü Teâlâ O’nu rûhu ve cesedi ile birlikte semâya yükseltip,Yüce katına kaldırmıştır.

​Buharî ve Müslim’n Ebû Hüreyre (r.a.)’dan rivâyet ettikleri bir Hadis-i Şerif’te Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Rûhum yed-i kudretinde olan Allaha yemîn ederim ki, Meryem’in oğlu Îsâ, bir hakem, bir âdil olarak aranıza inecek, putları kıracak, domuzları öldürecek, cizye koyacaktır. Mal o kadar bollaşacak ki kimse ona dönüp bakmayacaktır.”buyurmuştur.

Bu hususta başkaca sahîh haberler de vardır.

MERYEM OĞLU ÎSÂ (A.S.) ALLAHIN OĞLU DEĞİL PEYGAMBERLERİNDEN BİRİDİR

​İncil’e ve Îsâ aleyhisselâm’a inandığını söyleyenlerin “Îsâ Allah’ın oğludur” demeleri de, Tevrât’a ve Mûsâ aleyhisselâm’a inandıklarını söyleyenlerin “Uzeyir Allah’ın oğludur” demeleri de Allah’a yapılmış en büyük iftirâ, zulüm ve şirktir.

​Allah-ü Teâlâ çocuk edinmekten münezzeh, zâtında ve sıfatlarında “Ehad” tek dir. Eş, çocuk ve yardımcı edinme ihtiyâcından kesinlikle uzaktır, Yüce Zâtını böyle bir noksanlıktan tenzîh ederiz.

​Allah-ü Teâlâ zâtında, sıfâtında ve efâlinde “Ehad” tekdir, O’ (c.c.) hiç bir şeye muhtaç değildir. Her şey O’na muhtaçtır.

​Bu husûsun delilini teşkîl eden Âyet-i Kerîmelerde Cenâb-ı Hak (c.c.) şöyle buyurur:

​Allah'ın çocuk edinmesi olacak şey değil. O bundan münezzehtir. O bir şeyin olmasını dileyince, ona sâdece "Ol" der, o da hemen oluverir. (Meryem: 35) ​

​“Allah çocuk edindi” dediler. Hâşâ! O, bundan yücedir; O, ganîdir. (hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır).

​Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Sizin elinizde bu hususta hiç bir delîl yoktur. Siz Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?

​De ki, Allah’a karşı yalan uyduranlar elbette felâh bulamayacaklardır.              (Yunus: 68-69)

ALLAH-Ü TEÂLÂ’NIN BİR ŞEYİ YOKTAN VAR ETMESİ İÇİN ONA "OL" DEMESİ YETERLİDİR

​Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Tüm varlıklar O'nun mülkü, O'nun yarattıklarıdır.

​Her şey O'nun emrine boyun eğmiştir, O'nun sonsuz güç ve kudretine teslim olmuştur.  

​Allah-ü Teâlâ, tüm sebeplerden de münezzehtir, çünkü meydana gelen tüm olayları ve bu olayların oluşma sebeplerini de yaratan Allah-ü Teâlâ’dır.

​İlâhî hikmet gereği, dünyâ üzerindeki herşey belli sebeplere bağlı olarak gelişir. Doğum, büyüme, öğrenme, ya da yaşlanma; zaman, mekân gibi belli sebeplere bağlı olarak gerçekleşir. İnsanlar zamâna ve mekâna bağımlı olarak yaşamaktadır.

​Yüce Allah ise, zamandan ve mekândan münezzehtir, zamânı da mekânı da yaratan O’dur.

​Babalık, oğulluk, çocuk edinme gibi insan hayâtına dâir durumları da Hâlık-ı Mutlak olan Yüce Rabbimiz yoktan vâr etmiş, her şeyi kudreti ile O halketmiştir. Allah-ü Teâlâ’nın bir şeyi var etmesi için ona "Ol" demesi yeterlidir.

​Dolayısıyla; hâşâ "Allah çocuk edindi" diyenlerin; İncil’e ve Îsâ aleyhisselâm’a inandığını söyleyenlerin “Îsâ Allah’ın oğludur” demeleri de, Tevrât’a ve Mûsâ aleyhisselâm’a inandıklarını söyleyenlerin “Uzeyir Allah’ın oğludur” demeleri de Allah’a yapılmış en büyük iftirâ, zulüm ve şirk'tir.

​Hâşâ! “Allah çocuk edindi” demek; Kâinâtın Hâlik-ı Yüce Rabbimiz'in Zât-ı Ecelli Â’lâsını ve eşsiz sıfatlarını anlamamak, kendi sınırlı anlayışları doğrultusunda boş yere zan yürütmektir.  

​Kur’ân-i Kerîm’in haberine göre; yahûdiler “Uzeyr (a.s.) e”, hiristiyanlar, “İsâ (a.s.) ya”, müşrikler de “Meleklere”, hâşâ “Allah’ın çocukları” derlerdi.  

​Sonsuz güç ve kudret sâhibi olan Allah-ü Teâlâ, Habîbine indirdiği Âyet-i Kerįmelerle bu iddiâların büyük bir zulüm ve yalan dolduğunu, Allah-ü Teâlâ’nın çouk ve yardımcı edinmekten münezzeh olduğunu, “Bir şeyin olmasını istedi mi, ona yalnızca "ol" dediğini ve o şeyin hemen oluverdiğini bildirmişdir.

​“Allah çocuk edindi” demenin Allah katında çok büyük bir günâh ve yalan olduğunu bildiren Âyet-i Kerîmeler:  

​O zâlimler, "Allah çocuk edinmiştir"  dediler.  (Hâşâ!)  O, bu bundan münezzehtir.

Bilakis,  göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Hepsi O'nun emrine itâat etmektedir.  

Gökleri ve yeri  yaratan O’dur.  Bir şeyin olmasını istedi mi, ona yalnızca "ol" der, o da hemen oluverir. ​​​​​​(Bakara, 116-117)

​(Yahûdilerle Hıristiyanlar) "Rahmân (olan Allah) çocuk edindi" dediler.​Yemin olsun ki, siz çok çirkin bir şey orta attınız.  Rahmâna çocuk isnat ettiler diye, neredeyse gökler çatlayacak, paramparça olacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp çöküverecekti.

​Halbûki, Rahman (olan Allah)’a çocuk edinmek yaraşmaz.  

​Göklerde  ve yerde olan (herkesin ve her şeyin) tamamı Rahman (olan Allah)’a, yalnızca kul olarak gelecektir.

​Yemin olsun! Allah, onların hepsini kuşatmış ve teker teker saymıştır.

​Ve onların hepsi de, kıyâmet günü O'na, yapayalnız (tek başlarına) geleceklerdir. (Meryem; 88-95)

​Birde (bu Kur'ân) "Allah çocuk edindi" diyenleri azapla korkutup uyarmak için, uyarıp-cehennem- ile korkutmak için indirilmiştir.

​Bu konuda ne kendilerinin bir ilmi vardır, ne de babalarının!. Ağızlarından çıkan o söz ne büyük (bir cürüm) dür! Onlar ancak yalan söylüyorlar. (Kehf, 4-5)​

​"Eğer Allah bir çocuk edinmek isteseydi, elbette yarattıklarından dilediğini seçerdi. O, münezzehtir. O, Allah’dır ki, kahr (-u galebey) e güçlüdür." (Zümer, 4)  

​CENAB-I HAK HESAP GÜNÜNDE İSÂ (A.S.)’I ÜMMETLERİNİN ÖNÜNDE HESÂBA ÇEKECEKTİR

​Herşeyi hakkıyla bilen Yüce Allah (c.c.), İsâ aleyhisselâm’ın da ümmetlerine; “Benden sonra beni ve annemi (hâşâ) iki ilah edinin” demediğini elbette bildiği halde, hesap gününde takipçilerinin (ona inandıklarını söyleyenlerin, ümmeti olduğunu iddia edenlerin) önünde hesâba çekecek ve herkesin huzûrunda İsâ (a.s)’ya soracaktır.

​İsâ (a.s.) tabii ki, böyle bir ithâmı reddedecektir. Çünki o aslâ böyle bir şey söylememiştir.

​Bilakis, o insanlara Allah’ın bir olduğunu ve yalnız O’na ibâdet etmeleri gerektiğini bildirmiştir.

​Pek tabii ki, O’nun indi İlâhîye yükseltilmesinden sonra takipçilerinin hâşâ “İsâ Allah’ın oğludur” demeleri onların kendi hatâsıdır. İsâ (a.s.) bundan kesinlikle mes’ûl değildir.

​Ancak buna rağmen, O Cenâb-ı Hakkın hükmüne kesin olarak teslim olup, onların hatâlarında kendisinin payı olmadığını, büyük bir mahcûbiyet içerisinde Cenâb-ı Hakka arzetmiştir.

​Hesap gününde İlâhî mahkemede mutlaka gerçekleşecek bu sorgulama ve Meryem oğlu İsâ (a.s.)’ın vereceği cevâbı Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerimde şöyle haber vermektedir.

​Allah-ü Teâlâ: “Ey Meryem oğlu İsâ! İnsanlara Allah’ı bırakıp da beni ve annemi iki ilah edinin, diye sen mi söyledin? dediğinde o da,“ Yâ Rabbi! Seni tenzîh ederim! Hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz.

​Eğer onu söyledimse, Sen muhakka onu bilirsin. Sen benim içimde olanı bilirsin. Ama, ben Senin Zâtında olanı bilmem! Hiç şüphe yok ki Sen gaybları hakkıyla bilensin.

​Ben onlara, bana neyi emrettinse ancak onu söyledim. Benim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin, dedim.

​Ve aralarında bulunduğum müddetçe, üzerlerinde gözcüydüm.

​Ne zaman ki beni aralarından aldın, üzerlerinde gözcü yalnız Sen kaldın. Zâten Sen herşeye şâhidsin!.

​Eğer onlara azap edersen, şüphesiz ki, onlar Senin kullarındır. Kendilerini bağışlarsan şüphesiz ki, güçlü ve hikmetli ancak sensin! ” (diye cevap verecek).

​Allah buyuracak ki; Bugün, doğrulara (Tevhîd-Allah'ın bir olduğu- inancına sâhib olup, Allah'ın Dini üzere yaşayanlara, niyetlerinde, amellerinde ve işlerinde doğru olanlara) doğrulukları fayda vereceği gündür.

​Onlara, ağaçları altlarından ırmaklar akan Cennetler vardır. Onlar orada ebedî olarak kalacaklardır.

​Allah onlardan râzı olmuş; onlar da Allah’dan râzı olmuşlardır. İşte en büyük murad (kurtuluş) budur. Göklerle yerin ve onlarda bulunan her şeyin mülkü Allah’ındır. O her şeye kâdirdir. (El-Mâide: 116-120)

Yüce Allah'dan; son Hak Dîni, mükemmel Dinimiz İslâm, Yüce Kitâbımız  Kur’ân ve Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) sünnetlerine sarılarak, Sırât-ı Müstakîm -Allah’a giden doğru yol- üzere yaşamaya gayret husûsunda tevfîk ve bizleri kurtuluşu hak eden sâdıklardan eylemesini niyâz ediyoruz…

Sözlerimizi, Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir duâsı ile noktalayalım.

Ey Benim Allahım, Bize hakkı hak, (doğruyu  doğru  olarak) göster ve bizi hakka, doğruya tâbi kıl, hakka uyanlardan, doğrulardan ve doğru iş yapanlardan eyle. Bize bâtılı bâtıl olarak, (yanlışı yanlış olarak) göster ve yanlışlardan uzak durmayı nasîb eyle.

Ey Rabbimiz, Unuttuk ve hatâ ettikse bizi hesâba çekme!...

Bize dünyâ’da ve âhirette iyi hâl ver ve bizi cehennem azâbından koru. Hesap günü geldiği zaman bizi, anamızı, babamızı ve Din kardeşlerimizi bağışla... Âmîn…

http://www.turkishny.com/islam-hayat/179-islam-hayat/260183-2017-12-26-00-02-20

 

Read 115 times

LATEST NEWS