Powered by Joomlamaster.org.uatogether with Joomstudio.com.ua

 

                                                                                                                                                                                          Az (1) Ru (1) En (1)

Northern Сyprus

Northern Сyprus (10)

Thursday, 08 February 2018 11:11

Turkish Cypriot side wants to know...

Written by
The head of the Greek Cypriot Nicos Anastasiades again won president election. He stated that his main goal is to unify Greek and Turkish Cypriots. The Production Director of the "Er Meydani" TV company in Turkish Republic of Northern Cyprus Mustafa Akan answered Euraisa Diary's questions on what Turkish Cypriots think about Nicos's remarks and how much it is real. 
 
 
Mustafa Akan said that Cyprus talks has failed upon the international conference at Crans Montana and there wasn’t any official talks ever since. Of course, the collapse of talks and the Presidential elections in the Greek Cypriot Administration of Southern Cyprus were the reasons of such outcome. The presidential elections were held last Sunday. Anastasiades and Malas run for the second round and the existing president Anastasiades was re-elected with the votes of 56%. The presidential elections were one of the reasons for the stable condition of Cyprus talks and the statements from the South Cyprus was important.

 

Hence the re-elected president Nicos Anastasiades stated that his first goal is to unite the Cyprus and he would want to meet with Mustafa Akıncı, the President of TRNC. This statement was embraced as prudently in the North Cyprus since the Greek Cypriot side kept coming to the negotiations table and continuing the talks without any settlement or accomplishment, which caused despair on the Turkish Cypriots. Both political parties and Akıncı stated that in the event of Cyprus talk to launch, the negotiations should be result-oriented and there must be a time restriction. So, what is time restriction? There will be a deadline and the talks would finish on that day. The other important thing is the situation of both sides after the end of talks. We, as the Turkish Cypriot side, come to the talks, discuss but no outcome is achieved. Then we leave the table as a unrecognized state but on the other hand the Greek Cypriot Administration of Southern Cyprus known as Cyprus continue to be internationally recognized.  We say that this is majorly unfair and we would like to know what would happen to the Turkish Cypriot side in case of leaving the talks without any outcome. This is the reason of approaching the statement of Anastasiades cautiously.
 
1
 
On the other hand, there is a group reacting to Anastasiades because after he won the elections; he noted that he is now the president of whole Cyprus. This is not true as he has become the president of southern part of Cyprus, the Greek Cyprus Administration of Southern Cyprus. Mustafa Akıncı is the President of Turkish Republic of Northern Cyprus. Of course, the reason of his statement is that he is a president of internationally recognized Republic of Cyprus, but the reality is not like that. If so, then the negotiations would not continue 50 years.
 
There is a problem and the Turkish Cypriot side is willing to solve this problem but the Greek Cypriot side does not feel as obliged for a settlement due to being recognized with international relations. However, the Turkish Cypriot side has to reach a settlement since they still live under embargoes and isolations; that’s why they are so willing to reach a settlement. The only expectation is to see the same willingness in the Greek Cypriots when they come for negotiations. There is no such thing as ignoring dialogue.
 
1
 
Yet, if the Cyprus talks will be re-launched, then Turkish Cypriot side wants to know the terms and target of the talks in addition to the outcome when that target is failed. Now, we believe that Anastasiades and Akıncı might come together for an informal meeting but right now, it is very difficult to foresee what would be the conditions for re-launching the official talks. Because as I told earlier, the Turkish Cypriot side wants a time restriction while the Greek Cypriot side doesn’t lean towards that direction. We will all wait and see the future of developments."
 
Tuesday, 16 January 2018 06:55

KKTC Seçimlerinden Aldığım Mesaj

Written by

7 Ocak Pazar günü KKTC’de yapılan Milletvekili seçimlerinin sonucunun, kendi içinde sessizce verdiği birçok mesaj var. Önemli olan bu mesajların nasıl değerlendirildiği.

Öncelikle kadın milletvekillerinin sayısının 9, yani Meclisin yüzde 18’i olması KKTC tarihinde bir ilk. Kotanın işe yaradığının çok açık göstergesi ve çok memnuniyet verici bir sonuç. Umarım ileriki seçimlerde kotanın tamamına ulaşır ve geçer.  

Karma oyların yüzde 11 olması ve en çok karma oy alan ilk 10 Milletvekili arasında UBP Milletvekillerinin olmaması, ilk sekizde CTP ve HP milletvekillerinin yer alması,  UBP taraftarlarının parti birliğine sadık kaldığını, buna karşın CTP ve HP taraftarları ile karasızların özellikle oylarını bu iki partiye bölüştürdüğünü çağrıştırmakta.

Geçersiz oyların ise yüzde 11 olması gerçekten çok üzücü. Kullanılan oy oranı yüzde 66.07 iken bunun yüzde 11’in de geçersiz olması, toplam seçmenlerin sadece yüzde 59.4’ünün KKTC’nin gelecek 5 yılına yön verdiğini gösteriyor. Daha da üzücü olanı, bu katılım yüzdeliği içinde, toplam seçmen sayısının sadece yüzde 25.54’ünü herhangi bir partinin alabilme ihtimali. Bunu alan parti tek başına iktidar olacak ve geri kalan yüzde 75’i de kendi görüşleri doğrultusunda yönetebilecekti. Belli ki 1975 yılında içinde benim de oyumun olduğu  “Tercihli De Hont” sistemi artık günümüz şartlarına uymamakta ve daha iyisinin uygulamaya konması gerekmektedir.

Bir diğer sıkıntı ise oyların sayım yöntemi.

Olaya matematiksel olarak bakıldığında, oy verme ve pusulalarının sayımı için harcanan ek mesai ücretlerinin birkaç tanesi ile elektronik oylama sistemi kurulabileceği ve sonuçların da birkaç saat içinde alınabileceği görülmekte. Çağımızın teknolojisi buna çok uygun. ABD’de mekanik oy sayımı ilk kez 1889 yılında Jacob H. Myers patentini aldığı araçla yapılmıştı. 1990 yılında elektronik sayıma geçen ABD’de seçim sonuçları çok kısa bir zaman dilimi içinde alınabiliyor. 80 milyonluk Türkiye’de de sanırım bir saat sonra kesin olmayan seçim sonuçları çıkmıştı. Ülkemizdeki Üniversitelerin bilişim bölümlerinden ortaklaşa oluşturulacak bir programlama ekibi, KKTC’ye özgün seçim sayım programını yazabilir ve yüzde 100 KKTC üretimi olan bu program bilgisayarlara yüklenerek uygulamaya konabilir.  Bu şekilde hem oy kaybı önlenir hem de sonuçlar birkaç saat içinde alınabilir ve milyonlarca lirayı bulan sayım için gerekli fazla mesaiden kurtulunabilir.    

Seçim sonuçlarını duygusal açıdan değil, siyasi açıdan değerlendirdiğimde;

  1. a)Türkiye ve KKTC karşıtlığının artık prim yapmadığı,
  2. b)Federasyon isteyen partilere ve kişilere rağbetin azaldığını,
  3. c)Türkiye’den su ve elektrik gelmesine halkın olumlu baktığını,
  4. d)Türkiye ile ilişkileri canlı ve sıcak tutan kişi ve partilerin daha çok tercih edildiğini,
  5. e)Marjinal parti ve kişilerin sayısının çok az olduğu,
  6. f)Türkiye ve KKTC karşıtı olan kişi ve partilerin geçmişe göre daha da azınlığa düştüğünü,
  7. g)Siyasilerin özel yaşamları ile siyasi yaşamlarının vatandaşlar tarafından birbirine karıştırılmadığını,
  8. h)KKTC halkının büyük çoğunluğunun “Federasyon temelinde” görüşmelerin sürdürülmesine olan ilgisinin azaldığını ve daha ziyade Türkiye ile daha çok ve derin ilişkilerin kurulmasına sıcak baktığını,
  9. i)İktidarın büyük Partisi olan UBP’nin icraatlarının KKTC halkı tarafından benimsendiği,
  10. j)KKTC halkının tek bölge seçim sistemine tam olarak uyum sağlayamadığı,

görülmektedir.  

Seçim sonrasında oluşan tablo, bir dönem Türkiye ve İtalya’da olduğu gibi sürekli koalisyon hükümetlerinin kurulacağının habercisidir. Bazı siyasi parti başkanlarının daha seçim yapılmadan UBP ile hükümet kurmayı istemediklerini açıklamaları, KKTC’de ülkeyi sarsamayacak ama çoklu koalisyon ile kurulacak hükümetlerin uzun ömürlü olamayacağının ve çeşitli siyasi krizlerin yaşanacağının işaretini vermektedir.  

UBP dışındaki milletvekillerinin sayısı 29 ve parti sayısının 5 olduğu ve de bu 5 partinin 2 tanesinin sol, 2 tanesinin sağ ve 1 tanesinin de liberal olduğu göz önüne alınırsa, 28 milletvekili, -1’i Meclis Başkanı- komitelerde çoğunluğu sağlayamayacağı için sadece 2 Meclis Grubu ile koalisyonun kurulması ve yürütülmesi çok zor ve nerede ise imkansız gibi gözükmektedir. 21 Milletvekili ile UBP Meclis komitelerinde çoğunluğa sahip olursa, koalisyon hükümetinden gelecek hiç bir yasa ve öneri komitelerden UBP’nin onayı olmadan geçemeyecektir. Bu durum da siyasi kaosa yol açacaktır. 

Hesap sorma, yolsuzlukları araştırma, banka hesaplarını kontrol etme ve benzerleri gibi kulağa hoş gelen ama “başlangıcı ile ucu açık” söylem ve icraatların,  daha evvel yapıldığı ülkelerde elle tutulur bir sonuç vermediğini, yakın politik tarih söylemektedir.

Yolsuzlukların, rüşvetin araştırılması, soruşturulması ve benzeri işlerin yapılmasını herkes istemektedir ama bu yolsuzluk araştırmalarının hangi tarihten başlayacağıdır önemli olan. Sayın Şener Levent’in yazdığı gibi 2005 yılında CTP’nin ilk kez iktidar olduğu dönemden mi başlayacak bu soruşturmalar, yoksa 1976 yılında KTFD Meclisinde yüzde 75 sandalye kazanarak iktidar olan UBP döneminden mi?

Önemli olan adalet terazisini kimin, hangi şartlarla kuracağı ve bu terazinin nerede dengede kalacağıdır.     

Prof. Dr. Ata ATUN

KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

e-mail: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. veya  This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

http://www.turkishny.com/authors/prof-dr-ata-atun/261056-kktc-secimlerinden-aldigim-mesaj

 

Wednesday, 27 December 2017 00:00

Kıbrıs Konusu da BM’de Sonuçlanmalı

Written by

Kudüs’ün ABD tarafından İsrail’in başkenti olarak tanınması ve Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararının ardından Türkiye ile Yemen tarafından hazırlanan ve Birleşmiş Milletlere üye tüm devletlere "Kudüs'te diplomatik misyon kurmaktan kaçınma" çağrısı yapan karar tasarısının, BM Genel Kurulu'nda ABD’nin tüm tehditlerine rağmen 128 oyla kabul edilmesi, dünya üzerinde 1945 yılından beri süregelmekte olan küresel politik dengeleri bozulduğunun çok açık bir göstergesi. Aynı zamanda ABD’nin patronluğunun da son bulduğuna işaret ediyor bu oylama.

BM tarihi bir süreçten geçiyor. Bunun arkasından bir değişimin geleceği de kesin. BM Genel Kurulunda, ABD’nin Güvenlik Konseyindeki vetosuna rağmen "Kudüs'te diplomatik misyon kurmaktan kaçınma" çağrısının onaylanması ve ABD’nin bu konuda yalnız kalmasının yaratacağı artçı dalgalar, özellikle oylamada “Evet” oyu kullanan ülkelerin canını belki biraz yakacak ama asıl zarar gören ABD Başkanı Trump olacak.

Bu olay bana 1963 Kasımında suikaste kurban giden ABD Başkanı John. F. Kennedy’yi hatırlattı. FED’i kapatması Kennedy’nin sonunu getirmişti. Aynı şekilde FED’in Yönetim Kuruluna ABD Devletinin bürokratlarını sokmak istemesi Trump’ın da, -Kennedy gibi hazin olmasa da- sonunu hazırlıyor. Kendisine suikast yapılmadı ama “Biz senden daha güçlüyüz. Bizi dinlemezsen böyle dünyaya rezil olursun” mesajı verildi kendisine. Bu saatten sonra Başkan Trump’ın işi zor. Zira BM’deki bu oylamadan sonra ABD ile birlikte Başkan Trump’ın karizmasının çizildiği ve “Dünya’nın Başkanı” sıfatının yara aldığı çok açık.

Elbette bunun arkasından ABD’nin karşı durması nedeni ile mazlum olan milletlerin mağduriyet yaşadığı birçok konu yavaş yavaş önce dünya gündemine düşecek, sonra da BM Genel Kuruluna gelecek.

Kıbrıs konusu da bunlardan bir tanesi. ABD’nin Gizli Devleti’nin, Pentagon’un ve CIA’nın bölgesel çıkarları, Akrotiri ve Dikelya askeri üsleri ile Trodos’lardaki Apollo tepesinde yer alan (Echelon) dinleme üssünün dünyanın diğer yerlerindeki ABD üslerinden çok daha önemli olması nedeni ile 1950 yılının Ocak ayında ABD eli ile Kıbrıs’ta tohumları ekilen Kıbrıs halen daha sürdürülebilir bir çözüme ulaşmış değil. Ulaşacağı da yok. Adadaki huzursuzluğun bittiği ve ada üzerinde yaşayan iki etnik toplumun barış içinde yaşamaya karar verdiği gün, her iki toplumun gözlerinin bu üslere çevrileceği ve boşaltılmaları isteneceği için, adaya çözümün gelmesi ABD’nin ve İngiltere’nin işine hiç gelmiyor.

Buna ilaveten Rum tarafının çözüm isteksizliği, Türk tarafını azınlık olarak görmesi/ lanse etmeye çalışması ve Rum Üniter Devleti’nin kurulması için çaba harcaması, Federasyon tipi bir çözümün olamayacağını yıllar önce ortaya koymuştu. Crans Montana’da müzakelerin, Rumların açgözlülüğü ve Bizans oyunları nedeni ile çökmesinden sonra taraflar, sürdürülebilir bir çözümün son 49 yıldır görüşülmekte olan “Eşit statüde iki devletten oluşacak Federasyon” olamayacağı gerçeğini artık kavramış durumda.  

Tüm bu gelişmeler, Türk tarafının kendisine yeni bir strateji çizmesinin ve yeni bir yol seçmesinin zamanının geldiğine işaret ediyor. Özellikle de BM Genel Kurulunda yapılan son Kudüs oylamasından sonra değişen dünyanın yeni politik dengesi içinde, mazlum ülkelerin benzeri konuları ile birlikte KKTC’nin son 34 senedir altında ezildiği insanlık dışı ambargoların kaldırılması konusu BM genel Kuruluna getirilebilir. Daha doğrusu getirilmelidir.

Türkiye bunun üstesinden gelebilecek kadar güçlü ve liderlik vasıflarına sahip bir ülke. Arap ülkelerini ve dost ülkeleri Kudüs konusunda bir araya getirme başarısını gösterdikten sonra aynı tarzda bir arka çıkma girişimi, KKTC üzerindeki ambargoların kaldırılması için de yapılabilir. Bunun için hem Türkiye hem de KKTC, Azerbaycan ile birlikte, el ele yoğun bir siyasi çalışma başlatmalı, bu yolda her tür gayret gösterilmelidir.

Prof. Dr. Ata ATUN

KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

Friday, 24 November 2017 00:00

Kıbrıs Türkü’nün Yeni Yol Haritası Ne Olmalı?

Written by

‘’Kıbrıs meselesinin’’ halli için yarım asırdır süre gelen müzakereler çerçevesinde İsviçre’nin Crasn Montana bölgesinde yürütülen görüşmeler, yine Rum tarafının masayı terk etmesi üzerine son buldu. Konferans boyunca tarafları anlaştırmak için mesai harcayan BM Genel Sekreteri Antonio Guterres konferansın başarısız olduğunu kamuoyuna duyuran isim oldu. Mustafa Akıncı’nın KKTC Cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte, tekrar başlayan müzakereleri yürütmekle görevli olan BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi olan Espen Barth Eide’nin de görevini bırakacak olması, uzun süre yeni bir müzakerenin olmayacağı anlamını taşıyor. Rum tarafında Şubat ayında gerçekleşecek olan seçimlerin sonucunda yeni bir müzakere sürecinin başlayıp başlamayacağı ise şimdiden merak konusu. Diğer taraftan Rum tarafının bu ay içinde Doğu Akdeniz sınırları içerisinde gerçekleştireceği sondaj çalışmasına da Türk tarafı ve Türkiye’nin vereceği cevap hayati önem taşıyor. Kısacası müzakere masasından adaya dönen Türk tarafını Rumların yeni oyunları bekliyor!
Kıbrıs ‘’Meselesi’’
Kıbrıs Türkü için, Kıbrıs meselesi; Gasp edilen haklarını Rumlardan geri almanın mücadelesidir. EOKA başta olmak üzere, ‘’devlet’’ destekli çeşitli terör örgütleri tarafından katledilen Kıbrıs Türklerinin hesabı henüz sorulmuş değildir. Adada ikinci sınıf insan muamelesi yapılmak istenilen, (geçmişte yapılan) bilinçli ve sistematik bir şekilde soykırıma tabi tutulan, yaşadıkları yerleşim yerlerini terk etmek zorunda kalan Kıbrıs Türkü’dür. Türkiye’nin barışçıl müdahalesi olmasa, Kıbrıs adasında yaşama hakkı tanınmayan ve bugünde Rumlar tarafından adada istenmeyen tek unsur yine Kıbrıs Türkü’dür. Rumlar, hiçbir zaman eşit statüde bir devletin varlığından yana olmadıkları gibi, yönetim ve egemenliğin kendilerinde olduğu bir Kıbrıs’ta azınlık olarak dahi Türkleri istememektedirler. Bugün itibari ile, adanın kuzeyinde varlığını sürdüren Türklerin yaşamış oldukları toprağın bir kısmının kendilerine tazminat olarak verilmesini istemekte, olası bir ‘’çözüm’’ durumunda ise güneye yerleşecek her Türk için, Türklerin yaşamış olduğu kuzeye üç Rum’un yerleşmesini dayatmaktadır. Bu dayatma, şüphesiz ki adanın demografik yapısının çok kısa sürede Rumların lehine dönmesine ve Türklerin azınlık olma sürecinin hızlandırılmasına zemin hazırlama gayesi ile istenmektedir. Bugüne kadar ki müzakerelerde Rum tarafının ortaya koymuş olduğu ve kabul edilmeyeceğini kendilerinin de bildiği bütün talepler, bir sonraki müzakere masasında kazanılmış hak olarak sayılmaktadır. Türk tarafı ise her seferinde verdiği tavizlere bir yenisini ekleyerek art niyet içerisinde görüşmeleri yürüten Rum tarafının işini kolaylaştırmaktadır
Altı Başlık Altında Dayatılanlar
Akıncı’nın göreve gelmesi ile birlikte tekrar başlayan müzakere süreci, altı temel başlık altında şekillenmişti. Bu başlıklar Ekonomi, Avrupa Birliği, Mülkiyet, Yönetim-Yetki Paylaşımı, Toprak, Güvenlik-Garantiler şeklinde kamuoyuna duyuruldu. Mayıs 2015’den beri aralıklarla devam eden müzakere sürecini başlıklar halinde incelemenin daha yararlı ve anlaşılır olabileceği kanaatiyle geride kalan iki yıllık dönemi maddeler halinde ele alacağım.
1. Avrupa Birliği (AB)
Türkiye, 1952 yılında NATO ittifakına dahil olarak Batı bloğu ile olan entegrasyonu kağıda dökmüş ve bu bloğun en önemli müttefiklerinden biri olarak kabul edilmiştir. Bilhassa soğuk savaş döneminde bu müttefikliğin önemi iki taraf içinde bugünkünden daha ayrı bir mana taşımaktadır.
1963 yılında Avrupa Enerji Topluluğu adını taşıyan ve bugünkü AB’nin temellerinin atıldığı toplulukla ortaklık anlaşması imzalayan Türkiye, AB’ye resmen üyelik başvurusunu da 1987 yılında tamamlamıştır. Türkiye’nin Avrupa ile olan yarım asırlık macerası daha uzunca yıllar devam edecek türdendir. Türkiye her seferinde AB uyum yasaları çerçevesinde bir takım adımlar atmakta ise de, bu adımların nihayetinde AB’ye tam üyelik gibi bir durumun söz konusu olması ihtimal dahilinde değildir. Türkiye ve AB ilişkileri senelerdir sürünceme halinde iken, Türkiye’nin devlet olarak tanımadığı Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, (GKRY) AB üyeliğine bir nefeste alınıvermiştir; üstelik adanın tamamını temsilen. AB’nin almış olduğu bu siyasi karar Kıbrıs Türkü’nün adadaki varlığını adeta görmezden gelip, tek egemen gücün GKRY olduğunu ilan etmesinden başka bir şey değildir. Bir tarafta adeta azınlık muamelesi yapılan Türkler, diğer tarafta ise Kıbrıs’ın bütününü temsil ettiğine inanan ve inandırılan GKRY mevcuttur. Bu kokuşmuş ve art niyetli anlayışla adada Türk ve Rum ortaklığında bir devletin kurulma ihtimali, kurulsa bile uzun soluklu bir ömrü olması mümkün gözükmemektedir.
2. Ekonomi
Kıbrıs adası, Akdeniz’in en büyük üçüncü adası konumundadır. KKTC bugün itibarıyle ada sahillerinin yarısına sahip durumdadır. KKTC, hali hazırda 100’e yakın ülke ile dolaylı yoldan ticari ilişkilerini yürütmektedir. Turizm ve ülkedeki üniversitelerin ekonomiye sağlamış olduğu katkıda önemlidir. Kişi başı gayrı safi milli hasılası 15 bin dolar civarında bulunmaktadır. Rumların yaşamış olduğu Güney’e baktığımızda ise, AB üyesi olmasına rağmen kişi başına düşen milli gelirin 17 bin dolar olduğunu görmekteyiz. GKRY ekonomisine sadece Rusya’nın 30 milyar doların üzerinde bir mevduat ile destek verdiği dünya kamuoyunun malumudur. AB üyesi olan bir Orta Doğu ‘’ülkesine’’ Rusya’nın bu kadar açık şekilde destek vermesinin en önemli sebebi GKRY’nin hakimiyetinde bulunan üsleri elinde bulundurmaktır. Ayrıca Gazprom ve Lukail gibi Rus menşeli enerji şirketlerinin de önümüzdeki dönemde GKRY’nin Akdeniz’de başlatmayı planladığı sondaj çalışmalarında yer alması sürpriz olmayacaktır. AB ise GKRY’ni sürekli olarak çeşitli hibe programları ile desteklemektedir. İki taraf içinde adanın en önemli meselesi olan içme suyunun Türkiye tarafından KKTC’ne ulaştırılması da hayli önem arz etmektedir. KKTC Başbakanı Hüseyin Özürgün bu suyu Rumlarla paylaşmak istediklerini, ama olumsuz bir cevap aldıklarını söylemiştir. Gerçekleşmesini ihtimal dışı bulduğumuz ortak bir devletin ekonomisini Rumlar değil, Türkler ayakta tutmaya muktedirdir. GKRY üslerini kullanamayacak duruma gelen Rusya’nın herhangi bir ekonomik destekte bulunacağını düşünmekte gerçekle bağdaşmayacaktır.
3. Mülkiyet
İki halkın ortak iradesi ile kurulan Kıbrıs Cumhuriyetinin Rumlar tarafından yıkılmasının ardından ortaya çıkan mülkiyet konusu hala varlığını koruyor. Türkiye’nin 1974 yılında adaya yapmış olduğu barışçıl müdahalenin hemen ardından kurulan Kuzey Kıbrıs Federe Devleti, güneyde taşınmazı bulunan vatandaşlarına güneye giden Rumların taşınmazlarını tahsis etti. Rumların ifadesiyle kuzeyde 46 bin taşınmazları kalırken, Kıbrıslı Türklerin de güneyde 15 bin taşınmazı bulunuyor. Bugün ise, Rum yönetimi bütün taşınmazların kendisine iade edilmesi, isteyen Rumların gelip kuzeye yerleşmelerini talep ediyor. Adanın nüfusunun dört Rum’a bir Türk şeklinde sabitlenmesi de yine Cenevre’de masaya getirdikleri maddelerden. Bununla da sınırlı kalmayıp olası bir ‘’çözümde’’ Türkiye’den adaya serbest giriş çıkışların olamayacağı ve Türkiye’den gelen Türklerin adaya yerleşim haklarının da bulunamayacağı ifade ediliyor. Yunanistan vatandaşlarının ise hem mülk edinme hem de adaya serbest giriş çıkış haklarının devamı isteniyor. İlave olarak Türk tarafından daha fazla toprak talebinde bulunan Rumların geçinmeye gönüllerinin olmadığı açık ve net bir şekilde ortadır. Kıbrıs Türkü, yüzünü kızartacak hiçbir suç işlemediği gibi, sadece vatanını savunmak durumunda kalmış ve nefsi müdafaa hakkını kullanmıştır. Rum tarafının tazminat adı altında herhangi bir toprak talebinin olması asla söz konusu değildir.
4. Toprak
Cenevre’de gerçekleştirilen müzakereler esnasında KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın KKTC topraklarını %36 dan %29 a düşürmeyi kabul ettiği haritayı BM heyetine sunması uzun süren tartışmalara yol açmıştı. KKTC topraklarının %20 oranında azalması anlamına gelecek olan bu haritayı BM heyetine sunmanın hiçbir izahı yoktur. Adada ortak bir devlet olsun ya da olmasın Türk topraklarının bu derece küçülmesi söz konusu olmamalıdır.
5. Yönetim ve Güç Paylaşımı
Olası bir ortak devletin kurulması durumunda Türk tarafının iki temel talebi vardır. Kurulacak devletin siyasi yapısında eşitlik ve dönüşümlü başkanlık. Rum tarafı ise bu iki talebi de şiddetle reddetmektedir. Rum lider Anastasiadis; ‘’Azınlığın çoğunlukla eşitlenmesi kabul edilemez’’ diyerek daha işin en başında Kıbrıs Türkü’ne kurulacak devletin ortağı değil de, bir azınlık muamelesinde bulunmaktadır. Bu ifadeler Rum tarafının niyetinin ne olduğunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
6. Güvenlik ve Garanti
Rum tarafı Yönetim ve Yetki Paylaşımında esneklik gösterebileceklerinin sinyalini veriyor. Bunun tek yolunun ise Türk tarafının Güvenlik ve Garanti başlığında atacağı adımlara bağlı olduğunu ifade ederek, adada tek bir Türk askerinin kalmamasını ve Türkiye’nin Garantörlük hakkından vazgeçmesini istiyorlar. Türkiye’nin asker sayısını %80 oranında düşürme teklifini de kabul etmeyen Rum tarafı adada tek bir Mehmetçik istemiyor. Zürih ve Londra anlaşmaları ile adanın tamamı için kazanmış olduğumuz Garantörlük hakkımızdan da vazgeçmemizi de değişen ve gelişen dünya şartlarına bağlayarak laf kalabalığı yapmaya devam ediyorlar. Bildiğiniz üzere, Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak için Rusya-İran-Türkiye garantör olmuş durumdadırlar. Görüldüğü gibi 21. Yüzyıl şartlarında da garantörlük hala geçerliliğini sürdürmektedir. Hele Kıbrıs’ta Türkiye’nin bu hakkından vazgeçip, adadaki askeri varlığını sonlandırması ENOSİS budalalarının iştahını kabartıp, EOKA’yı hortlatarak Kıbrıs’ı Türk mezarlığına çevirmekten başka bir işe yaramayacaktır.
Kıbrıs Türk’ü Kendi Kaderini Tayin Etmelidir
Bugün yarın derken yarım asrın geride bırakıldığı müzakere masalarından Kıbrıs Türkü’nün lehine bir karar çıkmayacağı aşikârdır. Eşit statü ve yetkilerle kurulsa dahi bu devletin uzun süre yaşayamayacağı da ortadadır. Rumların ve Yunanistan’ın kafalarındaki nihai çözümlerinin ‘’Türksüz bir Kıbrıs’’ olduğunu söylemeye gerek dahi yoktur. Böyle bir tabloda, birleşik Kıbrıs’tan, çözümden, kalıcı barıştan bahsedilerek geçirilen her dakika ziyan olmaktadır. Kıbrıs Türkü ve Türkiye, Kıbrıs davasının tek haklı tarafıdır. Uluslararası arenada Rumların adanın tek sahibi olarak kabul edilmesine sert şekilde karşı çıkılmalıdır. Adadaki Türk varlığı bir azınlık, Türk Cumhuriyeti ise bir derebeylik değildir. Önümüzdeki yeni dönemde müzakere fasılları bir daha gündeme gelmemeli, KKTC’nin ekonomik refahını arttırmak çeşitli eylem planları hazırlanmalıdır. Tüm dünya nezdinde Kıbrıs’ın tek sahibiymiş gibi hareket eden ve kendisine ‘’Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’’ adını veren Rum kesimine ve Rumların destekçilerine cevaben; KKTC’nin adı KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ olarak değiştirilmelidir. Türkiye; Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin siyasi entegrasyonu için canla başla çalışmalı, bağımsız devlet olarak dünyaca kabul görmesini sağlayacak adımları ivedilikle atmalıdır. Kıbrıs Türkü’nün geleceğe güvenle bakması, adadaki sulh ortamının devamı ve meselenin kalıcı olarak çözüme kavuşması için Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulmasından başka bir seçenek yoktur.
Osman KEPENEK
Akademik Araştırma Enstitüsü Başkanı
Eskişehir Yenigün Gazetesi Köşe Yazarı
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.
0553-437-70-43

http://kafkassam.com/kibris-turkunun-yeni-yol-haritasi-ne-olmali.html

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) 34. kuruluş yıl dönümü Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de resepsiyonla kutlandı.

KKTC'nin Azerbaycan Temsilcisi Ufuk Turganer'in (solda) ev sahipliğinde düzenlenen resepsiyona,

Azerbaycan Diasporadan Sorumlu Devlet Komitesi Başkanı Nazim İbrahimov, Türkiye'nin Bakü Büyükelçisi Erkan Özoral,

Askeri Ataşe Tuğgeneral Zafer Ocak, milletvekilleri, Azerbaycan'da faaliyet gösteren Türk kurum ve kuruluşlarının temsilcileri,

iş adamları ve çok sayıda davetli katıldı.

https://anadoluimages.com/p/13192433

Thursday, 09 November 2017 00:00

KKTC - Türkiye Arasında Yeni Ticaret Anlayışı

Written by

Cuma günü, KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanı Sunat Atun ile T.C. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi arasında Ankara’da yapılan “Gıda ürünleri ile endüstri ürünlerinin gözetime tabii tutulmadan, gümrükten muaf tutularak ihracatına ilişkin anlaşma” ve söz konusu anlaşma sonrası yapılan geleceğe yönelik mutabakatlar çok önemli.

Bakan Atun’un, KKTC ve Türkiye arasında senelerdir yapılmakta olan ithalat ve ihracat işlemlerinde yıllardır yaşanan sorunları tespit ederek, masaya koyması ve mevcut sorunların çözümü ile geleceğe yönelik tedbirlerin alınması girişimine belli ki Türkiye Cumhuriyeti hükümeti her zamanki gibi olumlu, hatta çok olumlu yaklaşmış.

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’nin bu toplantı sonrası yaptığı açıklamada “KKTC üzerindeki haksız uygulamalar ortadan kalkana kadar ayrıcalıklar sunmaya devam edeceklerini”  söylemesi Türkiye’nin KKTC’ye şimdi var olandan çok daha fazla önem verdiğinin ve olası bir çözüme kadar da Kıbrıslı Türklerin Türkiye’nin tüm nimetlerinden faydalanmasını öngörüyor. BM Güvenlik Konseyinin, insanlığın yüz karası 18 Kasım 1983 tarih ve 541 numaralı kararı sonrasında Kıbrıs Türk halkına uygulanan acımasız ambargolar nedeni ile ellerinden alınan dört özgürlüğün ve kısıtlamaların olumsuz etkilerini iyice azaltmaya yönelik tedbirlerin düşünüldüğü ve sıra ile uygulamaya konduğu kesin.

Bu toplantıda alınan kararlar gerçekten çok radikal. Bilmekte fayda var.

Dalgalanan döviz kurları nedeni ile geçmişte, Türkiye’den yapılan ithal ürünlerde, faturalamanın Dolar üzerinden yapılması nedeni ile yaşanan enflasyonist etkileri azaltmaya, KKTC’nin ihracatını da arttırmaya yönelik alınan söz konusu karar, çok önemli bir gelişme.

Türkiye ile KKTC arasındaki ticarette, KKTC’de üretilen gıda ürünleri ile endüstri ürünlerinin gözetime tabii olmadan, gümrükten muaf tutularak Türkiye’ye ihraç edilebilecek olması, yerel sanayimizin gelişmesine ve büyümesine büyük bir destek olacak. KKTC’de üretilen mallar, Türkiye’de yurt içinde üretilmiş gibi işlem göreceğinden dolaşımı serbest olacak. Buna ilaveten ithalat ve ihracatta sadece Türk lirası kullanılabileceği fikrinin ortaya atılması ve kısa bir zaman dilimi içinde de gerçekleştirilecek olması büyük bir gelişme. Türkiye’den yapılacak ithalatta ve Türkiye’ye yapılacak ihracatta, maliyetin küçük bir oran dahi olsa yükselmesine neden olan bankalarda yapılan işlemlerin de gözle görülür bir şekilde azalacağı kesin.

Bu uygulamanın yürürlüğe girmesinden sonra KKTC’den Türkiye’ye yapılacak ihracatın 2018 yılının sonunda 100 milyon doların üzerine çıkarılması hedefi ise mevcut ihracat miktarının önümüzdeki 13 ay içerisinde neredeyse 3 kat artacağını öngörmekte. Ve bence en önemli uygulamalardan bir tanesi de, KKTC’de ticari faaliyet gösteren kişi veya şirketlerin, Türkiye’den satın aldıkları ürünlere yönelik KDV muafiyeti konusundaki problemlerinin çözülmesinin masada olması. Bu uygulama, KKTC’de ellerinde acentelikler olmayan veya büyük boyutlarda ithalat yapamayan ithalatçıların Türkiye piyasasından satın alarak KKTC’ye ithal ettikleri ürünlerin perakende satış fiyatlarında asgari yüzde 15 düşüş getirecek.

Tüm bu gelişmeler aklıma, ABD, Kanada ve Meksika arasında imzalanan NAFTA’yı (North America Free Trade Agreement) ve 2010 yılında çalışmaların başlatıldığı Türkiye, Suriye ve Lübnan arasında, ürünlerin, sermayenin, kişi ve hizmetlerin serbest dolaşımı ve tüm işlemlerde Türk Lirasının kullanılması anlaşmasını getirdi. Uygulanabilseydi, bugün, Türkiye, Suriye ve Lübnan arasında Türk Lirasının kullanıldığı ortak bir ekonomi olacaktı. Ki; böylesi bir uygulamanın “Dolar” adına kötü bir örnek olacağı, dünya ticaretinde Dolar’ın tahtını sallayacağı ve diğer komşu ülkelere de sıçrayabileceği korkusu nedeni ile 2011 yılının Mart ayında başlayan Suriye Baharı’nın kasten Dolarcılar tarafından başlatıldığı iddiaları da sık sık dile getirilmekte...

Türkiye’den TL ile ithalat ve ihracat, bence günümüzün en önemli gelişmelerinden ve kazanımlarından bir tanesi..  

Prof. Dr. Ata ATUN

KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

http://www.turkishny.com/authors/257094-prof-dr-ata-atun/257094-prof-dr-ata-atun

Prof. Dr. Ata ATUN

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesut Barzani geçmiş aylarda yaptığı açıklamada “Kürt halkı için referandum yolu ile gelecekleri hakkında vermenin zamanı gelmiştir ve ortam da uygundur” diyerek, Kürtlerin gelecekleri konusunda karar verme zamanının geldiğini uluslararası kamuoyuna işittirmişti. DEAŞ’ın karşı çıkmasına ve IKBY bölgesinde uzun zamandan beridir sürmekte olan ekonomik bunalıma ve sıkıntılara rağmen bu açıklamanın siyasi devamı çabucak geldi. Mesut Barzani Erbil Kentindeki başkanlık ofisinde kabul ettiği Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ve beraberindeki heyete özellikle IKBY’nin kaderini tayin edecek “Bağımsızlık Referandumu” konusunun açtı ve “Dünyanın IKBY halkının kendi geleceği hakkında vereceği karardan haberdar olabilmesi için yakın bir zamanda bağımsızlık referandumu düzenleyeceklerini” resmen BM Genel Sekreterine ve yanındaki heyete söyledi.

Senkronize olarak Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) Irak Parlamentosundaki seçilmiş Milletvekili Erdelan Nureddin de, Irak hükümeti yetkilileriyle yaptığı görüşmelerde, “Bağımsızlık Referandumu”nun Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi parlamentosu için 2017 yılının Eylül ayında yapılacak Milletvekili ve Başkanlık seçimleriyle birlikte gerçekleştirileceğini açıkladı. Böylece Irak Kürdistan Bölgesel Yönetiminde yapılması için uzun zamandır çaba harcanan “Bağımsızlık Referandumu”nun adı da konmuş oldu.

 

Bu referandumun yapılabilmesi için öncelikle bağımsız bir “Seçim Kurulu”nun oluşturulması olmazsa olmaz bir uluslararası kural. Bu yapılmazsa oylama “Diktatörlük” veya da “Dernek Seçimi” olarak addediliyor.

Gerçekte Başkan Barzani’nin yaptığı açıklamanın devamı da var. Barzani “Yapılacak bu referandum devlet ilanı amaçlı değildir. Daha ziyade bağımsızlık konusunda Kürt halkının isteğini belirlemek ve Kürt liderlerin uygun bir zamanda ve koşulda Kürt halkının isteğini yerine getirmeleri konusunda ne düşündüklerini saptamak içindir” diyerek gerçek niyetini de saklamıyor.

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Meclisinin eski başkan yardımcısı Aso Karim’in açıklaması ise çok dikkat çekici. “Merkezi Irak hükümeti ile Federalizm denememiz hiç başarılı olmadı. Hiçbir sorunumuz çözülmedi. Özellikle de Şiiler Anayasayı dikkate almadılar, kafalarınca takıldılar. Kürtler olarak bizler, daha başka yöntem ve formül bulmak zorundayız. Aksi takdirde bizim yasal ve politik statümüz hiç ilerleme göstermeden olduğu gibi kalacaktır.” Aso Karim’im sözleri, Eylül ayında yapılması planlanan referandumun gerekçelerini ortaya koyuyor.

IKBY Başkanı Mesut Barzani’nin babası olan Molla Mustafa Barzani, 1946 yılında Kürdistan Demokratik Partisini, Irak hükümetinden otonomi elde etmek için kurmuştu. Oğlu mesut Barzani’ye de “Başkanlık” görevini 1979 yılında devretmişti. 2000’li yıllara kadar oğul Barzani “Bağımsızlık” kelimesini ağzına almadı ve hiçbir yerde bağımsızlığa değinmedi. Ne zaman Kürt Bölgesi Irak Anayasasında yerini aldı ve Kürtler kendi başlarında ayakta durmaya başladılar, o vakit Merkezi Irak Hükümeti ile araları soğumaya başladı. Ekonomik sıkıntılar bağların kopmasını hızlandırdı ve Kürtler her fırsatta “Bağımsızlık” kartını ortaya koydular.

Küresel ve bölgesel gelişmeler, bağımsızlığı ilanı için Referandum yapılmasına izin vermiyor ama Kürdistan Demokratik Partisi ile Kürdistan Vatansever Birliği’nin aldığı bu ortak karar, bu sefer, ne pahasına olursa olsun “Bağımsızlık Referandumu”nun yapılacağına işaret etmekte.

Genel kanı ABD, AB ve diğer devletlerin bu referandumu şimdilik tanımama eğiliminde oldukları, İsrail’in ise destek verdiği şeklinde. Sonucu bekleyip göreceğiz ancak bundan 34 yıl önce bağımsızlığını ilan etmiş olan KKTC’yi tanımamak için elden geleni yapan ABD ve AB, emsal teşkil edecek bir karara imza atıp, her zamanki ikiyüzlülüklerini ortaya koyacak gibi görünüyor….

 

http://www.turkishnews.com/tr/content/2017/05/21/kurtler-bagimsizlik-ve-taninma-istiyor-ya-biz-prof-dr-ata-atun/

YUNANİSTAN’DAKİ ERMENİ DERNEKLERİ

  1. ASALA’nın Yunanistan Kolu (Atina),
  2. Ermeni Halk Hareketi, (Atina),
  3. Ermeni Davasını Savunma Komitesi (Atina),
  4. Ermeni Gençlik Örgütü (Atina),
  5. Ermeni Yeni Nesil Gençlik Örgütü (Atina),
  6. Ermeni Ulusal Komitesi (Atina),
  7. Ermeni Hayır Cemiyetlerleri Birliği (AGBU), (Atina),
  8. Ermeni Katliam Gösterileri Komitesi, (Atina),
  9. Ermeni İhtilalci Federasyonu, (Atina),
  10. Ermeni Liberal Halk Partisi, (Atina),
  11. Ermeni Milli Komitesi, (Atina),
  12. Ermeni Gizli Kurtuluş Ordusu, (Atina),
  13. Ermeni Devrimci Federasyonu, (Atina),
  14. Ermeni Soykırımı Adelet Komandoları, (Atina),
  15. Ermeni Gizli Ordusu, (Atina),
  16. Ermeni Davasını Savunma Komitesi, (Atina),
  17. Ermeni Siyasi Tutukluları Savunma Komitesi, (Atina),
  18. Ermeni Atletler Derneği, (Atina),
  19. Ermeni Kültür Derneği, (Gümülcine),
  20. Ermeni Gençlik Örgütü, (Selanik),
  21. Hür Ermenistan Dünya Komitesi, (Atina),
  22. Protogras Ermeni Cemiyeti, (Atina),
  23. Yunanistan Ermeni Milli Teşkilatı, (Atina),
  24. Yunanisatn Ermeni Gençliği Derneği, (Atina),
  25. Yunanistan Ermeni Komitesi, (Atina),
  26. Yunanistan Ortodoks Ermeni Merkez Komitesi, (Atina),
  27. Ayma Komeyard Gençlik Grubu,
  28. Cilician Ermeni Kadınlar Birliği,
  29. Ermeni Devrim Federasyonu (Taşnak),
  30. Melkonian Ermeni Enstitüsü,
  31. Rum-Ermeni Gençler Birliği.

YUNANİSTAN’DAKİ İÇ TERÖR ÖRGÜTLERİ

  1. AHEİ,
  2. Akropolu Çağrısı Hareketi,
  3. Agonas Öğrenci Derneği,
  4. Büyük İskender (Oem Megas Aleksandros),
  5. Bağımsız Barış Hareketi (AKE),
  6. 1 Mayıs Örgütü,
  7. Christos Castimis Grubu,
  8. Devrimci Halk Mücadelesi (ELA),
  9. Devlete Karşı Mücadele Örgütü,
  10. Devlete Karşı Dayanışma Hücreleri,
  11. 4 Ağustos Örgütü,
  12. Er Komisyonları,
  13. Ekim 1980 Örgütü,
  14. Ege Makedonyası İnsan ve Milli Hakları için Merkez Organizasyon Komisyonu (KDE-MAD),
  15. Ege Makedonları Azınlık Haklarından Yararlanma Komitesi,
  16. EKKE,
  17. Ethniki Parataksi,
  18. Embros,
  19. Filo Demokratik Tugayları,
  20. Girit Kurtuluş Komitesi,
  21. Genç Yunanlı Subaylar Birliği,
  22. Hıristiyan Gençliği,
  23. Halkın İntikamcıları,
  24. İhtilalci Halk Birliği,
  25. İhtilalci Hücreler,
  26. Kovulan Subayların Vurucu Timi,
  27. Kasım 67,
  28. Kralcılar Birliği,
  29. Kartal,
  30. Makedonya Milli Kurtuluş Ordusu,
  31. Mavi Ok,
  32. Milli Işık,
  33. Milli Komite,
  34. Milli Bizans Örgütü,
  35. Mihalis Kaltezas,
  36. Mahitis,
  37. OMLE,
  38. 17 Kasım,
  39. Öğrenci Milli Mücadele Hareketi (MEAK),
  40. PanHelen Kurtuluş Hareketi,
  41. Panklar,
  42. PanHelen Mücadeleciler Birliği (PAK),
  43. PanHelen Kralcı Örgütü,
  44. Rigas Ferreos,
  45. Ropiso Gençlik Örgütü,
  46. Rodop İli Orduyu Demokratikleştirme Örgütü,
  47. Sosyal Mukavemet,
  48. Sosyalist İhtilalci Örgüt (OSE),
  49. Ulusal Yunan Subayları Birliği,
  50. 20 Ekim,
  51. 21 Nisan,
  52. 21 Kasım,
  53. Yunanistan’ın Yarını,
  54. Yeni Hareket,
  55. Yunan Milli Antikomünist Gençliği,
  56. Yunanlı Komünistler Birliği,
  57. Yunan Uluslararası Örgütü (ED),
  58. Yunanlı Subaylar Milli Örgütü (ESEA).

YUNANİSTAN’DAKİ TÜRKİYE ALEYHTARI TÜRK YIKICI-BÖLÜCÜ TERÖR ÖRGÜTLERİ

  • Azınlık Hakları Derneği (EDM),
  • Ala Rizgari,
  • Devrimci Yol,
  • DEV-SOL,
  • Demokratik Türk Halkı ile Dayanışma PanHelenik Komitesi (PEADİLAT),
  • Devrimci Kurtuluş,
  • DEV-GENÇ,
  • ERNK,
  • İGD,
  • Kürt Öğrenciler Komitesi,
  • KAWA,
  • KUK,
  • Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi (KUKC),
  • PKK,
  • Rızgari,
  • SVP,
  • TKP/ML,
  • TKP/ML Partizan,
  • TKP/ML TİKKO,
  • TDY,
  • TKP/E,
  • TKEP,
  • TKP,
  • TİP,
  • THKPC/Acilciler,
  • TSİP,
  • TİKP,
  • TDKP,
  • Tekoşin,
  • THKO,
  • Türkiye ve Türk Kürdistanı’ndan Yunanistan Mülteciler Birliği,
  • Türkiye’den Demokratlar ve Kürtlerin Yunanistan’daki Birliği,
  • Türkiye, Kürtler ve Kürdistan Komitesi,
  • Türkiye ve Yunanistan Arasında Dayanışma Birliği,
  • Türkiye ve Demokratlar Birliği ve Türk Kürdistanı,
  • Türk Mukavemet Hareketini Destekleme Komitesi,
  • VP,
  • Yunanistan ve Türkiye Halkları Arasında Dayanışma Birliği.

YUNANİSTAN’DAKİ KIBRIS’LA İLGİLİ DERNEKLER

  • Kuzey Yunanistan Kıbrıslılar Birliği,
  • Kıbrıs Mücadelesi PanHellen Birliği,
  • Kıbrıs Halkı ile Dayanışma Komitesi Milli Konseyi (PEAKL),
  • Kıbrıs Davasının Tanıtılmasıyla İlgili Yunan Gazeteciler Komitesi,
  • Kıbrıs Halkıyla Dayanışma Komitesi,
  • Kıbrıs için Adalet Uluslararası Koordinasyon Komitesi, (PSEKA),
  • Kıbrıs Mücadelesi Dünya Koordinasyon Komitesi,
  • Pire Kıbrıslılar Derneği,
  • PanKıbrıs Birleşik Öğrenci Örgütü (PEOF),
  • Rum Kadınlar Hareketi,
  • Selanik Kıbrıslı Öğrenciler Demokratik Cephesi,
  • Selanik Kıbrıslı Öğrenciler Birliği (EKF),
  • Selanik Milli Kıbrıslılar Öğrenci Birliği,
  • Selanik Kıbrıs Rum Yüksek Öğrenim Gençler Birliği,
  • Yunanlı Rehinelerin Yakınları Kıbrıs Derneği (PESEO),
  • Yunanistan Kayıp Akrabaları Komitesi,
  • Yunanistan Kıbrıslılar Birliği,
  • Kıbrıs Mücadelesine Dayanışma Cemiyeti (SAK),
  • Kıbrıs Trajedisinin Kayıplarının ve Bildirimi Yapılmamış Esirlerin Yakınları PanHelenik Komitesi.

GÜNEY KIBRIS’TAKİ TÜRKİYE ALEYHTARI DERNEKLER

  • Kıbrıslı Öğrenciler Birliği,
  • Pan Kıbrıs Barış ve Silahsızlanma Hareketi (PBSCH),
  • EOKA Bölge Şefleri Derneği (sindesmos Domearhon EOKA),
  • Pan Kıbrıs Kayıp Yakınları Derneği,
  • Tüm Kıbrıs Öğrencileri ve Genç Uzmanlar Federasyonu,
  • Özgür Girne Derneği, (Elefthdi Kerinya),
  • Kıbrıs Mücadelesine Destek Cemiyeti,
  • Kıbrıslılar Federasyonu,
  • Yeni Kıbrıs Derneği,
  • Limasol Kasaba ve İlçesi EOKA’cılar Derneği (SAPEL),
  • Özgür Güzelyurt Klübü (Elefthero Morfu),
  • Pan Kıbrıs Mücadeleciler Derneği (PEA),
  • Pan Kıbrıs Barış Konseyi (ASE),
  • Kıbrıs’la Dayanışma Uluslararası Komitesi,
  • Pan Kıbrıs Göçmenler Derneği (PEP),
  • Pan Kıbrıs Mülteciler Komitesi,
  • Kuzey Kıbrıs Derneği,
  • Pan Helenik EOKA Savaşçıları Birliği,
  • Magosa Göçmen Hareketi (KPA),
  • EDEK Partisi Dostlar Derneği,
  • Baf Mücadeleciler Derneği (EAB),
  • Pan Kıbrıs Ulusal Halk Kurtuluş Cephesi (PEAM),
  • Kıbrıs Milli Mücadele Teşkilatı (EOKA-B),
  • EOKA’cıların Yakınları Derneği,
  • 20 Temmuz Örgütü,
  • İşgal Aleyhtarı Pan Kıbrıs Komitesi,
  • İşgal Altındaki Türk Topraklarından İltica eden Kıbrıs Rum Gençliği Derneği,
  • Kıbrıslı Aydınlar Derneği,
  • Kıbrıs’ta Uluslararası Dayanışma Komitesi,
  • Kıbrıs Mücadelesine Destek Cemiyeti,
  • Kıbrıs Anti İşgal Hareketi (PAK),
  • Kseru Köyü ve Çevresinde 1955-1959 Yılları arasında Mücadele eden EOKA Savaşçıları Derneği,
  • Kıbrıs Rum Ortodoks Hıristiyanlar Birliği (PEHO)
  • Omorfolular Derneği,
  • Özgür Kseru Köyü ve Çevresi Derneği,
  • Özgür Güzelyurt (Omorfo) Derneği,
  • Özgür Soliates Derneği,
  • Özgür Bella Pais Derneği (Girne),
  • Özgür Pandagia Derneği,
  • Pan Kıbrıs Barış ve Silahsızlanma Hareketi (PBSH),
  • Rigas Ferreos Derneği,
  • Pan Kıbrıs Ulusal Konular Teşkilatı.
  • Rizes Derneği,
  • Mücadele Cephesi (EOKA’cıların),
  • Stioo Derneği,
  • Uluslararası Kıbrıs Mücadelesi Komitesi,
  • Tüm Kıbrıs Rum Mülteciler Birliği,
  • Uluslararası Konularla İlgili Kadınlar Hareketi Derneği,
  • Ulusal Bağımsızlık Hareketi (AEK),
  • Esir Edilmez Girne Klübü (Aduloti Kerinya),
  • Kıbrıs Mücadelesi Filiki Eteryası,
  • EOKA Mücadelesi Derneği (SAE),
  • Girne Kasaba ve İlçesi EOKA Bölge Şefleri Derneği,
  • Kıbrıs Kaybedilmemiş Esirler ve Kayıplar Komitesi,
  • Pan Kıbrıs Zarar Görmüşler ve Rehabilitasyon Örgütü (PDAF),
  • Karpas Koordinasyon Komitesi (KKK),
  • Limasol Direniş Mücadelecileri Birliği,
  • Kıbrıs’a Adalet Komitesi,
  • Hür Değirmenlik Cemiyeti,
  • Larnaka-Magosa Göçmenler Birliği,
  • Bağımsız ve Hür Karpas Derneği,
  • Agios Epiktos Derneği,
  • Basipee Derneği,
  • Diorios Derneği,
  • DEOK,
  • EOKA’cılar Derneği,
  • Esir Edilmez Lefke Derneği,
  • Gayrı Resmi Ulusal Konsey,
  • Hür Lutros Derneği,
  • GODİK.

ÖZEL BÜRO

NOT : Yukarıda adı geçen dernek, terör örgütü vesairenin bir çoğu hali hazırda ya aktif değil yada uykuda !. Aralarından bazıları 1 yada en fazla 2 aktif eyleme imza atmış sonra ya Yunan güvenlik servisleri tarafından dağıtılmış yada pasifleştirilmiş. Daha doğrusu kamuoyuna bu şekilde intiba bırakılması isteniyor. İşin içinde Yunan Derin Devleti varsa “ALLAH BİR” deseler bile inanmamak lazım. Ancak, bazılarının arkalarında Yunan ve Rum güvenlik servislerinin olduğu biliniyor. Bu kayıtlar MİT ARŞİVİ içerisinde de mevcuttur.

http://www.turkishnews.com/tr/content/2017/05/28/yunanistan-dosyasi-mit-arsivinden-yunanistandaki-turk-dusmani-ermeni-dernekleri/

A U.N. envoy for the divided island of Cyprus said April 7 he expected stalled peace talks to resume “within weeks,” following a six-month suspension in a row over offshore gas reserves.

Norwegian diplomat Espen Barth Eide said he had met Greek and Turkish Cypriot leaders earlier in the day and that they both agreed the “circumstances were now right” for the resumption of negotiations.

“I see no obstacle to a very early resumption of talks once the election process in the north of Cyprus is done,” said Eide, who oversees the Cyprus peace process for the United Nations.

Northern Cyprus will hold presidential elections on April 19.

Girne (TRNC)
Greek Cypriots suspended their participation in peace talks last October, furious at moves by Turkey to send research ships into areas Nicosia had unilaterally licensed for offshore oil and gas exploration.


A maritime advisory for seismic research Turkey issued over the area expired on April 6, and companies licensed by Greek Cyprus have ceased drilling for gas after coming up empty.

“The stated reason why talks could not happen are gone, at least for the foreseeable future,” said Eide, speaking to reporters at Nicosia airport, a protected compound in a “buffer zone” splitting the sides and headquarters to one of the world’s oldest U.N. peacekeeping missions worldwide.

Speaking on what was once an airport apron, with the bullet-riddled, padlocked airport terminal in the distance, Eide added: “This problem is perfectly solvable.”

 

Turkey, and Turkish Cyprus, do not recognize Greek Cypriot sovereignty and say any natural resources should be equitably shared by both communities.

The island was split in a Turkish military intervention in 1974 triggered by a Greek-inspired coup. The stated aim of the talks is to achieve the reunification of Cyprus.

Eide is the latest in a small army of mediators who have attempted to make headway, but failed. Twenty-four have preceded him, and Eide said he hoped he would be the last.

“I think I will be the last one, but for a good reason,” he said, referring to settlement prospects. “There is of course the alternative, that the international community gives up.”

http://www.turkishnews.com/content/2015/04/08/un-cyprus-envoy-say-sees-no-obstacle-to-new-peace-talks/

 

Both the Turkish and Greek Cypriots are considering a halt to exploration activities for hydrocarbon reserves in the Eastern Mediterranean, in order to restart settlement talks for reunification of Cyprus.

Turkey’s Barbaros Hayreddin Paşa seismic vessel has taken a break in its activities in the Eastern Mediterranean and anchored off the Gazimağusa harbor as a “good will sign,” Turkish Cypriot spokesperson Osman Ertuğ has said, describing it as a “good will gesture” ahead of a possible resumption of Cyprus peace talks.


“Barbaros is waiting outside the Gazimağusa harbor as a good will gesture, despite a Turkish maritime Navigational Telex [Navtex] order that is valid until April 6,” Ertuğ told reporters on March 27.

The move aims to support the efforts of U.N. Special Adviser on Cyprus Espen Barth Eide, Ertuğ said, adding that their hopes are fueled for the resumption of Cyprus talks.

Parties denounce Ban’s biasEspen Barth Eide
In a recent visit to the island, Eide had signaled hope for restarting reunification talks between the two sides, telling the Turkish side that the Greek Cypriots “were obliged to give a break in drilling activities due to technical reasons, which would be an opportunity to get back to the table.”

For his part, Ertuğ stated that if the Greek Cypriots are to demand that Turkey avoids collecting seismic data, then the Greek Cypriots should also end their unilateral drilling activities. “But if they show previously signed agreements as a reason to continue their collection, then we’ll continue our drilling too. Alternatively, let’s conduct those explorations together. At least, let’s not leave the reunification talks table,” he said.

 

Turkey’s reissuing of a new Navtex for seismic surveys of the Barbaros vessel is dependent on Greek Cyprus’s continuation of its unilateral drilling activities, Ertuğ added.

He also claimed that the Greek Cypriots has abandoned negotiations not because of Turkey’s seismic surveys in the region, but because the talks were about to reach the “give and take” stage.

“The Greek Cypriots are not ready for ‘give and take’ phase of the talks,” Ertuğ said.

Greek Cypriot authorities said on Oct. 21 that the Barbaros had entered their exclusive economic zone and intended to stay in the area, according to a maritime advisory issued in early October.

Nicosia is unhappy that Ankara is searching for oil and gas in the same area as the Cypriot government has already licensed exploratory drills, in an exclusive economic zone.

In October 2014, Greek Cyprus suspended its participation in U.N.-led peace talks launched in February 2014, when the research vessel had entered the region that Greek Cyprus claims as its Exclusive Economic Zone.

However, the Turkish side disputes Greek Cyprus’ rights to a swathe of sea to the island’s south and southeast that is rich in natural gas reserves, demanding an equal share of resources between the two governments of the divided island.

EU cash to promote innovation and change in Turkish Cypriot schools

Küfi Seydali

http://www.turkishnews.com/content/2015/03/28/turkish-and-greek-cypriots-mull-mutual-steps-on-drilling-to-restart-talks/

LATEST NEWS