Powered by Joomlamaster.org.uatogether with Joomstudio.com.ua

 

                                                                                                                                                                                          Az (1) Ru (1) En (1)

Monday, 19 February 2018 07:42

Festivals another reason to visit Land of Fire

Written by
Thursday, 15 February 2018 05:33

There are a demand for substantial changes in Iran

Written by
Friday, 09 February 2018 10:02

HIDIRELLEZ UMUTLARIN MÜJDESİ OLSUN

Written by
Thursday, 08 February 2018 11:11

Turkish Cypriot side wants to know...

Written by
The head of the Greek Cypriot Nicos Anastasiades again won president election. He stated that his main goal is to unify Greek and Turkish Cypriots. The Production Director of the "Er Meydani" TV company in Turkish Republic of Northern Cyprus Mustafa Akan answered Euraisa Diary's questions on what Turkish Cypriots think about Nicos's remarks and how much it is real. 
 
 
Mustafa Akan said that Cyprus talks has failed upon the international conference at Crans Montana and there wasn’t any official talks ever since. Of course, the collapse of talks and the Presidential elections in the Greek Cypriot Administration of Southern Cyprus were the reasons of such outcome. The presidential elections were held last Sunday. Anastasiades and Malas run for the second round and the existing president Anastasiades was re-elected with the votes of 56%. The presidential elections were one of the reasons for the stable condition of Cyprus talks and the statements from the South Cyprus was important.

 

Hence the re-elected president Nicos Anastasiades stated that his first goal is to unite the Cyprus and he would want to meet with Mustafa Akıncı, the President of TRNC. This statement was embraced as prudently in the North Cyprus since the Greek Cypriot side kept coming to the negotiations table and continuing the talks without any settlement or accomplishment, which caused despair on the Turkish Cypriots. Both political parties and Akıncı stated that in the event of Cyprus talk to launch, the negotiations should be result-oriented and there must be a time restriction. So, what is time restriction? There will be a deadline and the talks would finish on that day. The other important thing is the situation of both sides after the end of talks. We, as the Turkish Cypriot side, come to the talks, discuss but no outcome is achieved. Then we leave the table as a unrecognized state but on the other hand the Greek Cypriot Administration of Southern Cyprus known as Cyprus continue to be internationally recognized.  We say that this is majorly unfair and we would like to know what would happen to the Turkish Cypriot side in case of leaving the talks without any outcome. This is the reason of approaching the statement of Anastasiades cautiously.
 
1
 
On the other hand, there is a group reacting to Anastasiades because after he won the elections; he noted that he is now the president of whole Cyprus. This is not true as he has become the president of southern part of Cyprus, the Greek Cyprus Administration of Southern Cyprus. Mustafa Akıncı is the President of Turkish Republic of Northern Cyprus. Of course, the reason of his statement is that he is a president of internationally recognized Republic of Cyprus, but the reality is not like that. If so, then the negotiations would not continue 50 years.
 
There is a problem and the Turkish Cypriot side is willing to solve this problem but the Greek Cypriot side does not feel as obliged for a settlement due to being recognized with international relations. However, the Turkish Cypriot side has to reach a settlement since they still live under embargoes and isolations; that’s why they are so willing to reach a settlement. The only expectation is to see the same willingness in the Greek Cypriots when they come for negotiations. There is no such thing as ignoring dialogue.
 
1
 
Yet, if the Cyprus talks will be re-launched, then Turkish Cypriot side wants to know the terms and target of the talks in addition to the outcome when that target is failed. Now, we believe that Anastasiades and Akıncı might come together for an informal meeting but right now, it is very difficult to foresee what would be the conditions for re-launching the official talks. Because as I told earlier, the Turkish Cypriot side wants a time restriction while the Greek Cypriot side doesn’t lean towards that direction. We will all wait and see the future of developments."
 
Monday, 05 February 2018 10:09

Wind of change over Iran amid Revolution anniversary

Written by
Friday, 02 February 2018 06:47

Jewish Participation in Iranian Political Life

Written by
Tuesday, 30 January 2018 07:00

America Needs Strategic Partners like Azerbaijan

Written by
Wednesday, 24 January 2018 07:55

TRADITIONAL WEDDING CELEBRATIONS AT PEOPLE UDI

Written by
Monday, 22 January 2018 08:56

ÜÇÜNCÜ TAŞNAK TAARRUZU

Written by
Friday, 19 January 2018 08:05

Azerbaijan’s population increases

Written by
Wednesday, 17 January 2018 06:31

Mapped: The world's most (and least) religious countries

Written by
Tuesday, 16 January 2018 06:55

KKTC Seçimlerinden Aldığım Mesaj

Written by

7 Ocak Pazar günü KKTC’de yapılan Milletvekili seçimlerinin sonucunun, kendi içinde sessizce verdiği birçok mesaj var. Önemli olan bu mesajların nasıl değerlendirildiği.

Öncelikle kadın milletvekillerinin sayısının 9, yani Meclisin yüzde 18’i olması KKTC tarihinde bir ilk. Kotanın işe yaradığının çok açık göstergesi ve çok memnuniyet verici bir sonuç. Umarım ileriki seçimlerde kotanın tamamına ulaşır ve geçer.  

Karma oyların yüzde 11 olması ve en çok karma oy alan ilk 10 Milletvekili arasında UBP Milletvekillerinin olmaması, ilk sekizde CTP ve HP milletvekillerinin yer alması,  UBP taraftarlarının parti birliğine sadık kaldığını, buna karşın CTP ve HP taraftarları ile karasızların özellikle oylarını bu iki partiye bölüştürdüğünü çağrıştırmakta.

Geçersiz oyların ise yüzde 11 olması gerçekten çok üzücü. Kullanılan oy oranı yüzde 66.07 iken bunun yüzde 11’in de geçersiz olması, toplam seçmenlerin sadece yüzde 59.4’ünün KKTC’nin gelecek 5 yılına yön verdiğini gösteriyor. Daha da üzücü olanı, bu katılım yüzdeliği içinde, toplam seçmen sayısının sadece yüzde 25.54’ünü herhangi bir partinin alabilme ihtimali. Bunu alan parti tek başına iktidar olacak ve geri kalan yüzde 75’i de kendi görüşleri doğrultusunda yönetebilecekti. Belli ki 1975 yılında içinde benim de oyumun olduğu  “Tercihli De Hont” sistemi artık günümüz şartlarına uymamakta ve daha iyisinin uygulamaya konması gerekmektedir.

Bir diğer sıkıntı ise oyların sayım yöntemi.

Olaya matematiksel olarak bakıldığında, oy verme ve pusulalarının sayımı için harcanan ek mesai ücretlerinin birkaç tanesi ile elektronik oylama sistemi kurulabileceği ve sonuçların da birkaç saat içinde alınabileceği görülmekte. Çağımızın teknolojisi buna çok uygun. ABD’de mekanik oy sayımı ilk kez 1889 yılında Jacob H. Myers patentini aldığı araçla yapılmıştı. 1990 yılında elektronik sayıma geçen ABD’de seçim sonuçları çok kısa bir zaman dilimi içinde alınabiliyor. 80 milyonluk Türkiye’de de sanırım bir saat sonra kesin olmayan seçim sonuçları çıkmıştı. Ülkemizdeki Üniversitelerin bilişim bölümlerinden ortaklaşa oluşturulacak bir programlama ekibi, KKTC’ye özgün seçim sayım programını yazabilir ve yüzde 100 KKTC üretimi olan bu program bilgisayarlara yüklenerek uygulamaya konabilir.  Bu şekilde hem oy kaybı önlenir hem de sonuçlar birkaç saat içinde alınabilir ve milyonlarca lirayı bulan sayım için gerekli fazla mesaiden kurtulunabilir.    

Seçim sonuçlarını duygusal açıdan değil, siyasi açıdan değerlendirdiğimde;

  1. a)Türkiye ve KKTC karşıtlığının artık prim yapmadığı,
  2. b)Federasyon isteyen partilere ve kişilere rağbetin azaldığını,
  3. c)Türkiye’den su ve elektrik gelmesine halkın olumlu baktığını,
  4. d)Türkiye ile ilişkileri canlı ve sıcak tutan kişi ve partilerin daha çok tercih edildiğini,
  5. e)Marjinal parti ve kişilerin sayısının çok az olduğu,
  6. f)Türkiye ve KKTC karşıtı olan kişi ve partilerin geçmişe göre daha da azınlığa düştüğünü,
  7. g)Siyasilerin özel yaşamları ile siyasi yaşamlarının vatandaşlar tarafından birbirine karıştırılmadığını,
  8. h)KKTC halkının büyük çoğunluğunun “Federasyon temelinde” görüşmelerin sürdürülmesine olan ilgisinin azaldığını ve daha ziyade Türkiye ile daha çok ve derin ilişkilerin kurulmasına sıcak baktığını,
  9. i)İktidarın büyük Partisi olan UBP’nin icraatlarının KKTC halkı tarafından benimsendiği,
  10. j)KKTC halkının tek bölge seçim sistemine tam olarak uyum sağlayamadığı,

görülmektedir.  

Seçim sonrasında oluşan tablo, bir dönem Türkiye ve İtalya’da olduğu gibi sürekli koalisyon hükümetlerinin kurulacağının habercisidir. Bazı siyasi parti başkanlarının daha seçim yapılmadan UBP ile hükümet kurmayı istemediklerini açıklamaları, KKTC’de ülkeyi sarsamayacak ama çoklu koalisyon ile kurulacak hükümetlerin uzun ömürlü olamayacağının ve çeşitli siyasi krizlerin yaşanacağının işaretini vermektedir.  

UBP dışındaki milletvekillerinin sayısı 29 ve parti sayısının 5 olduğu ve de bu 5 partinin 2 tanesinin sol, 2 tanesinin sağ ve 1 tanesinin de liberal olduğu göz önüne alınırsa, 28 milletvekili, -1’i Meclis Başkanı- komitelerde çoğunluğu sağlayamayacağı için sadece 2 Meclis Grubu ile koalisyonun kurulması ve yürütülmesi çok zor ve nerede ise imkansız gibi gözükmektedir. 21 Milletvekili ile UBP Meclis komitelerinde çoğunluğa sahip olursa, koalisyon hükümetinden gelecek hiç bir yasa ve öneri komitelerden UBP’nin onayı olmadan geçemeyecektir. Bu durum da siyasi kaosa yol açacaktır. 

Hesap sorma, yolsuzlukları araştırma, banka hesaplarını kontrol etme ve benzerleri gibi kulağa hoş gelen ama “başlangıcı ile ucu açık” söylem ve icraatların,  daha evvel yapıldığı ülkelerde elle tutulur bir sonuç vermediğini, yakın politik tarih söylemektedir.

Yolsuzlukların, rüşvetin araştırılması, soruşturulması ve benzeri işlerin yapılmasını herkes istemektedir ama bu yolsuzluk araştırmalarının hangi tarihten başlayacağıdır önemli olan. Sayın Şener Levent’in yazdığı gibi 2005 yılında CTP’nin ilk kez iktidar olduğu dönemden mi başlayacak bu soruşturmalar, yoksa 1976 yılında KTFD Meclisinde yüzde 75 sandalye kazanarak iktidar olan UBP döneminden mi?

Önemli olan adalet terazisini kimin, hangi şartlarla kuracağı ve bu terazinin nerede dengede kalacağıdır.     

Prof. Dr. Ata ATUN

KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

e-mail: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. veya  This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

http://www.turkishny.com/authors/prof-dr-ata-atun/261056-kktc-secimlerinden-aldigim-mesaj

 

Monday, 08 January 2018 05:45

Why did protests erupt in Iran?

Written by
Friday, 05 January 2018 09:17

US to Iranian Protesters: You Will Not Be Forgotten

Written by
Monday, 01 January 2018 00:00

Azerbaijan Wrestles with Rising Iranian Influence

Written by
Friday, 29 December 2017 00:00

ERMENİ FAALİYETLERİ ( 26 Aralık 2017 )

Written by
Thursday, 28 December 2017 07:31

Israel and Turkey – Natural Allies

Written by
Wednesday, 27 December 2017 00:00

Kıbrıs Konusu da BM’de Sonuçlanmalı

Written by

Kudüs’ün ABD tarafından İsrail’in başkenti olarak tanınması ve Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararının ardından Türkiye ile Yemen tarafından hazırlanan ve Birleşmiş Milletlere üye tüm devletlere "Kudüs'te diplomatik misyon kurmaktan kaçınma" çağrısı yapan karar tasarısının, BM Genel Kurulu'nda ABD’nin tüm tehditlerine rağmen 128 oyla kabul edilmesi, dünya üzerinde 1945 yılından beri süregelmekte olan küresel politik dengeleri bozulduğunun çok açık bir göstergesi. Aynı zamanda ABD’nin patronluğunun da son bulduğuna işaret ediyor bu oylama.

BM tarihi bir süreçten geçiyor. Bunun arkasından bir değişimin geleceği de kesin. BM Genel Kurulunda, ABD’nin Güvenlik Konseyindeki vetosuna rağmen "Kudüs'te diplomatik misyon kurmaktan kaçınma" çağrısının onaylanması ve ABD’nin bu konuda yalnız kalmasının yaratacağı artçı dalgalar, özellikle oylamada “Evet” oyu kullanan ülkelerin canını belki biraz yakacak ama asıl zarar gören ABD Başkanı Trump olacak.

Bu olay bana 1963 Kasımında suikaste kurban giden ABD Başkanı John. F. Kennedy’yi hatırlattı. FED’i kapatması Kennedy’nin sonunu getirmişti. Aynı şekilde FED’in Yönetim Kuruluna ABD Devletinin bürokratlarını sokmak istemesi Trump’ın da, -Kennedy gibi hazin olmasa da- sonunu hazırlıyor. Kendisine suikast yapılmadı ama “Biz senden daha güçlüyüz. Bizi dinlemezsen böyle dünyaya rezil olursun” mesajı verildi kendisine. Bu saatten sonra Başkan Trump’ın işi zor. Zira BM’deki bu oylamadan sonra ABD ile birlikte Başkan Trump’ın karizmasının çizildiği ve “Dünya’nın Başkanı” sıfatının yara aldığı çok açık.

Elbette bunun arkasından ABD’nin karşı durması nedeni ile mazlum olan milletlerin mağduriyet yaşadığı birçok konu yavaş yavaş önce dünya gündemine düşecek, sonra da BM Genel Kuruluna gelecek.

Kıbrıs konusu da bunlardan bir tanesi. ABD’nin Gizli Devleti’nin, Pentagon’un ve CIA’nın bölgesel çıkarları, Akrotiri ve Dikelya askeri üsleri ile Trodos’lardaki Apollo tepesinde yer alan (Echelon) dinleme üssünün dünyanın diğer yerlerindeki ABD üslerinden çok daha önemli olması nedeni ile 1950 yılının Ocak ayında ABD eli ile Kıbrıs’ta tohumları ekilen Kıbrıs halen daha sürdürülebilir bir çözüme ulaşmış değil. Ulaşacağı da yok. Adadaki huzursuzluğun bittiği ve ada üzerinde yaşayan iki etnik toplumun barış içinde yaşamaya karar verdiği gün, her iki toplumun gözlerinin bu üslere çevrileceği ve boşaltılmaları isteneceği için, adaya çözümün gelmesi ABD’nin ve İngiltere’nin işine hiç gelmiyor.

Buna ilaveten Rum tarafının çözüm isteksizliği, Türk tarafını azınlık olarak görmesi/ lanse etmeye çalışması ve Rum Üniter Devleti’nin kurulması için çaba harcaması, Federasyon tipi bir çözümün olamayacağını yıllar önce ortaya koymuştu. Crans Montana’da müzakelerin, Rumların açgözlülüğü ve Bizans oyunları nedeni ile çökmesinden sonra taraflar, sürdürülebilir bir çözümün son 49 yıldır görüşülmekte olan “Eşit statüde iki devletten oluşacak Federasyon” olamayacağı gerçeğini artık kavramış durumda.  

Tüm bu gelişmeler, Türk tarafının kendisine yeni bir strateji çizmesinin ve yeni bir yol seçmesinin zamanının geldiğine işaret ediyor. Özellikle de BM Genel Kurulunda yapılan son Kudüs oylamasından sonra değişen dünyanın yeni politik dengesi içinde, mazlum ülkelerin benzeri konuları ile birlikte KKTC’nin son 34 senedir altında ezildiği insanlık dışı ambargoların kaldırılması konusu BM genel Kuruluna getirilebilir. Daha doğrusu getirilmelidir.

Türkiye bunun üstesinden gelebilecek kadar güçlü ve liderlik vasıflarına sahip bir ülke. Arap ülkelerini ve dost ülkeleri Kudüs konusunda bir araya getirme başarısını gösterdikten sonra aynı tarzda bir arka çıkma girişimi, KKTC üzerindeki ambargoların kaldırılması için de yapılabilir. Bunun için hem Türkiye hem de KKTC, Azerbaycan ile birlikte, el ele yoğun bir siyasi çalışma başlatmalı, bu yolda her tür gayret gösterilmelidir.

Prof. Dr. Ata ATUN

KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

Wednesday, 27 December 2017 00:00

Blocking Cell Phone Signals in Public Buildings.

Written by
Monday, 25 December 2017 00:00

AYAZ ATA VE NARDUGAN

Written by
Thursday, 21 December 2017 09:03

Parodieanspruch der Armenier auf altes Nachitschewan

Written by
Monday, 18 December 2017 05:53

Traces of Zoroastrianism in Azerbaijan

Written by
Wednesday, 13 December 2017 07:56

Turkey-Russia co-op important for regional peace

Written by
Thursday, 14 December 2017 00:00

Religious tolerance is a safeguard of peace and security

Written by
Tuesday, 12 December 2017 06:05

BTK - key link of East-West transport corridor

Written by
Wednesday, 13 December 2017 00:00

ABD ve Türkiye

Written by
Monday, 11 December 2017 05:43

Trump`s torpedo all peace efforts

Written by
Friday, 08 December 2017 04:49

Reza Zarrab davasında hedef Türkiye değil İran!

Written by
Page 1 of 12

LATEST NEWS