Powered by Joomlamaster.org.uatogether with Joomstudio.com.ua

 

                                                                                                                                                                                          Az (1) Ru (1) En (1)

Friday, 13 April 2018 06:02

Interest for North-South project growing

Written by
Wednesday, 11 April 2018 08:35

New era of Caspian cooperation

Written by
Wednesday, 11 April 2018 08:32

Number of tourists visiting Azerbaijan increases

Written by
Tuesday, 03 April 2018 05:05

Dünya Türkleri 31 Mart Soykırımını Andı

Written by
Monday, 02 April 2018 07:08

What does Turkey's 2017 growth say?

Written by
Friday, 30 March 2018 00:00

Why Bolton’s MEK Connection Matters

Written by
Tuesday, 27 March 2018 00:00

The 1920 Ganja revolt

Written by
Friday, 16 March 2018 06:47

Dining with Darius

Written by
Monday, 05 March 2018 06:05

The Vegan Revolution

Written by
Friday, 02 March 2018 00:00

The Three Faces of Esther

Written by
Thursday, 01 March 2018 05:44

1964 Johnson Mektubunun Perde Arkası

Written by

Kıbrıs’ta, 21 Aralık 1963 sabahı kasten başlatılan toplumlararası çatışmaların ada sathına yayılmasından ve Rumların devlet gücünü kullanarak Kıbrıslı Türklere soykırım uygulamaya başlamasından sonra Kıbrıs’ta yaşanan çatışmaların artması ve Rum tarafının silahlanma kararı alması üzerine 2 Haziran 1964 tarihinde Türkiye hükümeti Kıbrıs’a çıkarma yapma kararını açıklamış ve gerekli hazırlıklara başlamıştı. Türkiye’nin bu konudaki kararlığını gören ABD yönetimi, Türkiye’nin bu çıkarma kararını önlemek için ABD Başkanı Lyndon Baines Jonhson imzalı, içeriği çirkin ve diplomatik teamüllere uymayan bir ihtar yazısını Türkiye Başbakanı İsmet İnönü'ye iletilmek üzere 5 Haziran 1964 tarihinde ,Türkiye'deki ABD Büyükelçisi Raymond Hare'ye şifreli teleks ile göndermişti. 

Bu çirkin üsluplu mesaj gerçekte, Türkiye’nin kendisine gelmesini ve uzun vadede ABD’den bağımsız bir diplomasi ve sanayisini geliştirmesinin başlangıcını oluşturdu. Bugün Türkiye kendi gereksinimi olan silahların yüzde altmışını tamamen kendi tasarım ve olanakları ile geri kalan yüzde kırkın yarısının da yüzde seksenini kendi olanakları ile üretiyorsa, bunu ABD Başkanı L. B. Johnson’un söz konusu çirkin mektubuna borçlu olduğumuz kesin.

Gelelim mektuba; Hafta içinde “Kıbrıs’ın 1964-1967 yılları arasında Yunanistan tarafından işgali” ile ilgili Rumca doküman ve belgeleri internette tararken aniden önüme Dimitris Konstantopoulos adlı bir gazetecinin Vassos Lissaridis ile yaptığı röportaj çıktı.

Sosyalist Milliyetçi EDEK’in kurucusu, Makarios’un özel Doktoru olan Vassos Lissaridis’i ben, çocukluğumdan beri tanıyorum. Babamın İngiliz Sömürge İdaresindeki görevi nedeni ile birkaç kez babamın çalışma ofisinde karşılaşmıştım kendisi ile. İngiliz sömürge döneminde EAM ulusal direnişi ile EOKA arasındaki köprü adamı idi ve Kıbrıs Cumhuriyetinin kurulması kararının alındığı Londra konferansında EOKA'yı temsil etmişti. 21 Aralık 1963 sabahında çatışmaların başlamasından sonra, kendine ait özel birliği ile Çağlayan Bölgesine saldıran, Rum Temsilciler Meclisi Başkanı iken ASALA’ya Trodos dağlarında eğitim kampı açtıran, PKK lideri Öcalan’a ünlü Rum gazeteci Mavros Lazaros adı altında C015918 no.lu Kıbrıs pasaportunu verdiren kişi ve tam bir Helen milliyetçisidir Lissarides.

Gerçekte tarihe “Johnson Mektubu” olarak geçen bu çirkin mektubun perde arkasında da Lissaridis’in yer aldığını öğreniyoruz röportajdan. Özetleyecek olursak, 21 Aralık 1963 sabahı başlayan Rum saldırılarından sonra Türkiye’nin huzursuzluğunu fark eden dönemin Cumhurbaşkanı Makarios, sağ kolu Vassos Lissaridis’i, dönemin Ticaret Bakanı Andreas Araouzo ile birlikte o yıllardaki adı Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) olan günümüz Rusya’sının o dönemdeki Devlet Başkanı Nikita Kruşçev ile görüşmeye ve yardım istemeye gönderir.

Rusya Devlet Başkanı Kruşçev, kendilerini, dönemin Rus başkanlarının ve Politbüro üyelerinin yazlık köşklerinin bulunduğu, Karadeniz kıyısında, Gürcistan, Abhazya ve Rusya sınırı arasında yer alan Soçi şehrinde kabul eder.

Geçmişteki dostluklarından bahseden Lissaridis konuyu Türkiye’ye getirir ve “Türkiye’den saldırı bekliyoruz, Rusya bizim için ne yapacaktır?” diye kendisine sorar. Tabağındaki Yunanistan’dan gelen zeytini gösteren Kruşçev, “Bak bu zeytin senin vatanından gelmektedir. Size tehdit Türkiye’dendir, güzel hoş ama bizim gibi muazzam bir ülke, Türkiye gibi küçük bir gücün ülkenizi istila etmesine izin vermez.” der.

Lissaridis, “Bunları Makarios’a söyleyebilir miyim” diye sorduğunda da Kruşçev gülerek, “sakın bana buraya turistik bir gezi için geldiğinizi söyleme” cevabını verir.

Sonra da ABD Başkanı L. Johnson'a diplomatik bir mektup gönderir ve şunu der: “Eğer Türkiye, Kıbrıs'ı istila ederse, Sovyetler Birliği'nin Türkiye aleyhinde harekete geçmek için başka bir şeyi kalmaz ve bu hareket askeri amaçlı olacaktır…”

Bu olaydan bir buçuk yıl önce 16-28 Ekim 1962 tarihinde yaşanan Küba krizi ve bu krizin aşılması için Türkiye’nin ABD-SSCB arasındaki gizli bir anlaşmayla harcanmasından sonra askeri, ekonomik ve diplomatik gücünü ABD’ye ispatlayan SSCB’yi bir kez daha karşısına almak istemeyen ABD Başkanı Johnson, 5 Haziran 1964'te Başbakan İsmet İnönü'ye söz konusu çirkin uyarı/tehdit mektubunu yazmak zorunda kalmıştır.

Bu iddialar Gazeteci Dimitris Konstantopoulos’a ait ama gerçek olma olasılığı çok yüksek.

Prof. Dr. Ata ATUN

KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

Monday, 26 February 2018 08:03

"Anatoly Banishevsky was people's football player"

Written by
Wednesday, 28 February 2018 00:00

ZEYTİN DALI HAREKÂTI İLE İLGİLİ İRAN’IN TUTUMU

Written by

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, hükümeti ve Kıbrıs Türk tarafını temsilen doğalgaz konusunda önceki günlerde bazı diplomatik girişimler yaptıklarını ifade ederek, “Kıbrıs Türk tarafı doğalgaz konusundaki gelişmelerde bir aktör olarak hareket ediyor. Kıbrıs Türk tarafı artık doğalgaz konularında bir aktör konumundadır. İzleyici konumunda değildir” dedi.

Özersay, Kıbrıs adası ve etrafındaki doğal kaynakların sahibinin iki halk olduğuna işaret ederek, “Bizim rızamız olmadan bu kaynakların birileri aracılığıyla çıkarılması dünya piyasalarına taşınması bunun üzerinden gelir elde edilmesi, ‘ben size istediğim oranda veririm’ denilse bile anlamlı değildir. Bizim rızamız olmadan bunu yapmaları zaten uluslararası hukuka da, hakkaniyet ilkelerine de aykırı olan bir şeydir. Bir malın iki ortak sahibi varsa diğer tarafında rızası alınması gerekir, tek başınıza siz bu zenginliğe sahip olamazsınız. Bunun üzerinden bazı şirketlere yetki verip yolunuza tek yanlı devam edemezsiniz” ifadelerini kullandı.

Özersay, Kıbrıs Türk tarafının Türkiye ile birlikte verdiği mesajın açık ve net olduğuna işaret ederek, “bizi pasif bir konuma itmelerine müsaade etmeyeceğiz” dedi ve “Bu kaynağı birlikte işletme, işbirliği yaparak çıkarma ve dünya piyasalarına aktarma konusunda size bir öneri yaptık ve önerimiz halen daha geçerlidir. Bunu yapmaya varsanız buyurun yapalım. Bunu yapmaktan kaçınıyorsanız, ‘bizim rızamız ve iznimiz olmadan bunu yapmanıza müsaade etmeyeceğiz’ cümlesinin fiiliyata dönüştürülmüş halidir bugün yaşadığımız” diye konuştu.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, BRT’de yayınlanan “17. Saat” isimli programa konuk olarak, Kıbrıs konusu, Rum tarafının yaptığı tek taraflı doğalgaz çalışmaları ve İtalya temasları ile ilgili açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.

“CUMHURBAŞKANLIĞINDAKİ GÖRÜŞME SON DERECE VERİMLİ GEÇTİ”

Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, ilk olarak Cumhurbaşkanlığında bugün gerçekleştirilen görüşmeye ilişkin değerlendirmede bulundu. Özersay, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı başkanlığında Meclis’te temsil edilen partilerin katılımıyla gerçekleştirilen görüşmenin son derece verimli geçtiğini vurguladı.

Özersay, bu toplantının her hangi bir pozisyon belirleme toplantısı olmadığını ifade ederek, son derece önemli bir eşikte olduklarını ifade etti.

Kıbrıs müzakerelerinin son İsviçre’de yapılan toplantılarda sonuçsuz kaldığını ve BM Genel Sekreteri tarafından da ilan edildiğini anımsatan Özersay, Kıbrıs konusunda ara dönemde olunduğunu ve bu dönemin önemli bir dönem olduğunu kaydetti.

“Bundan sonra nereye doğru gidileceği veya iki tarafın bundan sonra birlikte bir yere gidip gidemeyeceği meselesi en önemli değerlendirmelerden bir tanesidir” diyen Özersay, bu yüzden bu kritik dönemde Cumhurbaşkanının Meclis’te temsil edilen siyasi partileri davet edip görüşlerini almasının kendileri açısından önemli olduğunu söyledi.

Özersay, görüşmeye partilerini temsilen katıldıklarını ve görüşlerini paylaştıklarını ifade ederek, görüşmede sadece Kıbrıs sorununun bundan sonra nereye doğru evirileceği değil, aynı zamanda Kıbrıs sorununun bir parçası olan doğalgaz krizinin bundan sonra nereye doğru gidebileceği ve Kıbrıs Türk tarafının pozisyonunun ne olması gerektiği konularını ele aldıklarını anlattı.

Hissiyatının; önemli ölçüde pek çok konuda bir görüş birlikteliği oluşacak bir zemin bulunduğu üzerine olduğunu ifade eden Özersay, önemli olanın bunu zamanı geldiğinde nasıl pratiğe dökecekleri olduğuna işaret etti.

Kudret Özersay, toplantıya katılan partilerin Kıbrıs’ta bugüne kadarki süreçlere bakılarak, bir sonuç alınabilmesi için aynı şeylerin tekrar edilmemesi gerektiği yönünde bir görüş birliği üzerinde olduğunu söyleyebileceğini ifade ederek, bugünkü görüşmenin ortak görüş ve farklı fikirlerden yararlanma bağlamında son derece yararlı olduğunu kaydetti.

“ULUSLARARASI TEMASLARIMIZ OLDU”

Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, doğalgaz konusu ve İtalya’da temaslarda bulunduğu yönündeki iddialar üzerine şunları söyledi:

“Kıbrıs Türk tarafı doğalgaz konusundaki gelişmelerde bir aktör olarak hareket ediyor. Yani ‘birileri karar verir bir şeyler yapar, Kıbrıs Türk tarafı da seyreder, izler’ gibi bir durum artık yoktur.

‘Gerek Kıbrıs Rum liderliği gerekse uluslararası aktörler ve şirketler Doğu Akdeniz’deki doğalgaz konusunda Kıbrıslı Türkleri muhatap almak zorunda kalacaklardır’ demiştik.

Geçtiğimiz günlerde biz hükümeti ve Kıbrıs Türk tarafını temsilen Doğalgaz konusunda bazı diplomatik girişimler yaptık. Gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında bazı uluslararası temaslarımız oldu. Diplomatik görüşmelerimiz oldu. Bu görüşmeler neticesinde bugün ortaya böyle bir sonuç çıktı. Bu aşamada bundan başka bir şey söylemem veya teyit etmem söz konusu değildir.

Kıbrıs Türk tarafı artık doğalgaz konularında bir aktör konumundadır. İzleyici konumunda değildir.”

Kudret Özersay, deniz yetki alanları ile ilgili Kıbrıs Rum tarafının çok yerde girişimde ve şikayette bulunabileceğini, ancak bu kaynakların tek sahibinin değil iki ortak sahibinin olduğunu tüm tarafların bildiğini ve kabul ettiğini belirterek, Kıbrıs Türk halkı ile Kıbrıs Rum halkının bu kaynakların ortak sahibi olduğunu kaydetti.

“TÜRKİYE İLE VERDİĞİMİZ MESAJ NETTİR”

Özersay, şöyle devam etti:

“Bu kaynakların sahibi iki halktır. Oranı tartışılır, ayrı bir meseledir. Ama bu kaynakların ortak sahibiysek eğer, bizim rızamız olmadan bu kaynakların birileri aracılığıyla çıkarılması dünya piyasalarına taşınması bunun üzerinden gelir elde edilmesi, ‘ben size istediğim oranda veririm’ denilse bile anlamlı değildir. Bizim rızamız olmadan bunu yapmaları zaten uluslararası hukuka da, hakkaniyet ilkelerine de aykırı olan bir şeydir. Bir malın iki ortak sahibi varsa diğer tarafında rızası alınması gerekir, tek başınıza siz bu zenginliğe sahip olamazsınız. Bunun üzerinden bazı şirketlere yetki verip yolunuza tek yanlı devam edemezsiniz.

En azından bizim Türkiye ile birlikte verdiğimiz mesaj açık ve nettir; bize ‘çözümden sonra zaten bu kaynakları birlikte kullanacağız’ diyerek böyle bir ‘havuç’ göstererek, bizi pasif bir konuma itmelerine müsaade etmeyeceğiz.

Bizim söylediğimiz şey şudur; ‘bunu birlikte işletme işbirliği yaparak çıkarma ve dünya piyasalarına aktarma konusunda size bir öneri yaptık ve önerimiz halen daha geçerlidir. Bunu yapmaya varsanız buyurun yapalım. Bunu yapmaktan kaçınıyorsanız, bizim rızamız ve iznimiz olmadan bunu yapmanıza müsaade etmeyeceğiz’ cümlesinin fiiliyata dönüştürülmüş halidir bugün yaşadığımız.

Buna müsaade etmeyeceğimizi gösteriyoruz ve aynı zamanda da ‘muhatap Türkiye’den önce Kıbrıs Türk halkıdır, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’dir, Kıbrıs Türk halkının iradesidir’ diyoruz.

Bu mesajın bu son yaşanan olayla da herkes tarafından anlaşıldığını gözlemleyebiliyoruz. Çünkü Rum tarafının şikayetlerine rağmen Rusya Federasyonu, ABD ve BM açıklamalarının içeriğine bakacak olursanız aslında uluslararası toplumun da uluslararası şirketlerin de burada normal olmayan bir durum olduğunu, bütün adayı temsil etme yetkisine sahip olmayan, kağıt üzerinde böyle gösterilse de fiiliyatta böyle bir durum olmadığını artık herkes görebiliyor. O yüzden artık Rum tarafının bu konuda şikayet etmesi diplomatik girişimde bulunması bir şey ifade etmez.

Eğer bir şey yapmak istiyorlarsa bizim aktif olarak katıldığımız bu diplomatik girişimlere olumlu yanıt versinler, buna olumlu ve yapıcı yaklaşsınlar, bu krizi daha farklı bir biçimde aşalım. Ama herkes bir defa daha gördü ki; Kıbrıs’ta kapsamlı çözüm olmadan önce eğer hepimize ait olan bu zenginlikler ile ilgili bir şey yapılacaksa ya her iki tarafın da rızasıyla birlikte yapacağız, ya da tek taraflı birinin rızası olmadan yapılmaya çalışılırsa biz buna müsaade etmeyeceğiz.”

Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, Rum liderin bugün doğalgaz konusuyla ilgili yaptığı açıklamamaya da atıfta bulunarak, bu açıklamanın kendi iç kamuoyuna yönelik olduğunu ifade etti ve burada bir gerçeğin olduğunu, bunun da uluslararası çalışan bir İtalyan şirketin sorunu diplomatik yollarla çözemeyip bir anlamda bölgedeki çalışmalarına ara vermek durumunda kalması olduğuna dikkat çekti.

Özersay, gerçekliğin bu olduğunu ifade ederek, “Dolayısıyla kimse bu son yaşanan gelişmeden sonra diğer petrol ve gaz şirketlerinin hiçbir şey olmamış gibi aynen yollarına devam edeceğini düşünmüyor, bu zaten gerçekçi bir yaklaşım olmaz” dedi.

Kıbrıs Rum tarafının enerji planlarına aynı şekilde devam edeceğini söylese bile bu alanda faaliyet yapılmasını sağlayamayacaklarını, böyle bir yetkilerinin olmadığını, bu bölgede halen uyuşmazlığın sürdüğünü ve bu kaynakların başka sahibinin de olduğunu herkesin görüp bildiğini ifade eden Özersay, “Hükümetimizin Türkiye ile birlikte aldığı inisiyatif ile artık herkes bu kaynakların Rum tarafının aldığı tek başına kararlarla kullanılamayacağını görüyor biliyor” ifadelerini kullandı.

“KİMSE ARTIK KIBRIS TÜRK HALKINI KANDIRAMAZ”

Kudret Özersay, Rum liderin açıklamasına bakıldığında, farazi olan, varsayımsal olan konularla aslında Kıbrıs Türk tarafını bir nevi kandırabileceklerini düşündüklerinin görüldüğünü belirterek, şöyle devam etti:

“Öyle bir dönem artık geçmişte kaldı. Defalarca şu cümleyi kullanıyorlar: ‘Müzakereler zaten devam ediyor, doğal kaynaklar konusu federal hükümetin yetkisinde olan bir konuydu, bu konu bağlanmış durumdadır, o yüzden Kıbrıs sorunu çözülürse zaten iki taraf da bunu federal hükümette paylaşacak ve kullanacak.’

Peki çözüm ne zaman? Yaklaşık 50 yıldır müzakere yapıyoruz ve sonuç çıkmıyor ortaya. Takvim konulmasına karşı çıkıyorlar. Bu müzakere sürecinin olumlu sonuçlanmasını engelleyen bir duruşları vardır ortada. Müzakereler devam etsin de nasıl isterse etsin gibi bir yaklaşımları var. Dolayısıyla bu statükonun devamından rahatsız oldukları bir görüntü vermiyorlar. O yüzden müzakereler zaten devam ediyor, biz zaten müzakereler içerisinde federal ortaklıkta bunun paylaşılması konusunda uzlaştık demek içi boş bir cümleden ibarettir.

Çünkü çözüm sonrasında bunu paylaşmak farazi, varsayımsal bir durumdur. Oysa problem bugüne dairdir. Bir kaynağın tespit edilmesi çıkarılması ve dünya piyasalarına aktarılmasından bahsediyoruz.

Farazi bir gelecekle ilgili böyle bir cümle üzerinden bugüne dair Kıbrıs Türk halkını kimse kandıramaz. Daha önemlisi bu doğal kaynakların kullanılmasından elde edilecek olan gelirin Rum tarafının bugün yaptığı açıklamadan, bir fona yatırılmasından bahsediliyor.

Güneyde kalan Kıbrıs Türk malları konusunda da böyle bir fon kurmuşlardı kağıt üzerinde. Sözde çözümden sonra tazminat ödenecekti. Ama böyle bir fon var mı yok mu belli değildir. O da tamamen varsayımsal, farazi ve içi boştur.

Dolayısıyla kimse Kıbrıs Türk halkı ile Türkiye ile bu doğal zenginlikler ile ilgili ‘Biz yaparız biz çıkarırız biz elde edilecek geliri fona koyarız ondan sonra istediğimiz kadar size veririz’ gibi bir cümle ile kandıramaz. Böyle bir cümle inandırıcı olmaz.

Ortada samimiyet varsa işbirliği yapabilmemizin şartları mevcuttur. Bu son yaşanan olay da aslında işbirliği yapılabileceğini göstermiştir. Yeter ki niyet olsun.

Bunun Kıbrıs sorununun çözümünden sonra yapılması ideal olandır ama çözümden önce de iki tarafın zenginliklerden işbirliği yapması ve zenginliği paylaşmaya başlaması belki de Kıbrıs sorununun gelecekte çözülmesi açısından da önemlidir. Örnek de teşkil edebilir. Yani işbirliği yaparak her iki tarafın da kazanabileceğini herkesin görmesi sağlanabilir. Ama bizim rızamız olmadan ve biz dahil olmadan, bizi dışarı yaparak olamaz, buna müsaade etmeyiz.”

Dışişleri Bakanı Özersay, Kıbrıs müzakerelerine de değinerek, “Önemli olan müzakerelerin başlaması değil, önemli olan ortak bir hedefe sahip olunup olunmadığıdır” dedi.

“MÜZAKERELER MEVCUT STATÜKOYA HİZMET EDECEK BİR HALDEN ÇIKARILMAK ZORUNDADIR”

Özersay, şöyle devam etti:

“Kıbrıs Rum tarafı bizim ile yönetimi ve zenginliği paylaşmaya hazır görünmüyor. Dolayısıyla herhangi bir süreç başlatılmak isteniyorsa önce iki tarafın ortak bir hedefe sahip olduğu ve Kıbrıs Türk tarafına bir şeylerin değiştiğinin gösterilmesi lazım. Bu da bu iki alanda gösterilmelidir.

Bir yandan yönetimin ve gücün Kıbrıs Türk tarafıyla paylaşılmaya hazır olunduğunu Kıbrıslı Rumlar göstermek zorundadırlar. Diğer yandan da zenginliği Kıbrıslı Türklerle paylaşmaya hazır olduklarını göstermek durumundadırlar. Bu da tam da doğalgazla bağlantılıdır.

Şahsi görüşüm; doğalgaz konusunda zenginlikler konusunda eğer Kıbrıslı Türklerle bir şeyleri paylaşmaya hazır olduklarını gösteremiyorlarsa aslında bu ortaklıkla ilgili çok ciddi bir problem var demektir.

Yani ortak bir hedefe aynı düşünceye ve aynı yönde paylaşma iradesine sahip olup olmadığımızı bir test etmemiz lazımdır. Bu test diyalog yoluyla da BM üzerinden de olabilir. Bunu gördükten sonra ancak yeni bir müzakere sürecine ihtiyaç var mı başlanabilir mi o zaman konuşulabilir diye düşünüyorum.

Yani ‘Müzakereler başlasın ama nasıl isterse başlasın’ veya ‘Müzakereler kaldığı yerden başladın’ gibi yaklaşımlar bizi son 50 yıldır gözlemlediğimiz üzere kısır ve açmaz olan kısırdöngü olan aynı müzakere çehresine sokar diye düşünüyorum.

Kıbrıs Rum liderliği maalesef bugünkü statükoda müzakereler devam ettiği sürece kimsenin statükoyu sorgulamadığını görmüş durumdadır. Müzakereler sonuç almayacak şekilde devam ettiği sürece tek yasal devlet statüsünü kullanarak bu mevcut statükodan bu mevcut yapıdan faydalanmaktadırlar.

O yüzden müzakereler mevcut statükoya hizmet edecek bir halden çıkarılmak zorundadır. Aksi halde Kıbrıs Rum liderliği müzakerelerin devamını tabi ki ister. Çünkü kimse müzakereleri sorgulamayacaksa müzakereler devam etsin biz de diğer taraftan doğalgaz kazılarına devam edelim ne zaman Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye bu konuda sesini çıkarır dönüp kendilerine diyelim ki müzakereler devam ediyor şamata çıkarmayalım, müzakereler olumsuz etkilenmesin.

Biz artık Kıbrıs Türk tarafı olarak bugüne kadar yaşadığımız türden bir sürecin içeriine girme niyetimiz yoktur. Burada Kıbrıs Rum tarafının bir şeylerin değiştiğini göstermesi gerekir. Eğer bir şeyler değişmemişse kısır döngüye dönüşecek bir müzakere sürecinin anlamı yoktur. Sayın Cumhurbaşkanı bu şartlar içerisinde bir müzakereci atamayarak bir net mesaj vermiştir.

Önümüzdeki dönemde hükümetimizin düşüncesi; dış politikada Kıbrıs Türkünün bu bölgede hem doğalgaz konusunda hem Kıbrıs sorunu konusunda hem de diğer dış politika konularında aktif şekilde angaje olacağı bir aktör konumunda hareket edeceği bir dış politika vizyonumuz olacak. Bunu fiiliyatta herkes yaşayarak görecek.”

 

http://mfa.gov.ct.tr/tr/disisleri-bakani-ozersay-kibris-turk-tarafi-dogalgaz-konusundaki-gelismelerde-bir-aktor-olarak-hareket-ediyor/

 

Monday, 26 February 2018 06:29

Amnesty İnternational: Situation in Iran 2017/2018

Written by
Friday, 23 February 2018 05:55

Barekendan – an Armenian festival

Written by
Thursday, 22 February 2018 06:50

Happy Ayyám-i-Há -- “Days Outside of Time”

Written by
Tuesday, 20 February 2018 06:43

What is Patriotism?

Written by
Monday, 19 February 2018 07:42

Festivals another reason to visit Land of Fire

Written by
Thursday, 15 February 2018 05:33

There are a demand for substantial changes in Iran

Written by
Friday, 09 February 2018 10:02

HIDIRELLEZ UMUTLARIN MÜJDESİ OLSUN

Written by
Thursday, 08 February 2018 11:11

Turkish Cypriot side wants to know...

Written by
The head of the Greek Cypriot Nicos Anastasiades again won president election. He stated that his main goal is to unify Greek and Turkish Cypriots. The Production Director of the "Er Meydani" TV company in Turkish Republic of Northern Cyprus Mustafa Akan answered Euraisa Diary's questions on what Turkish Cypriots think about Nicos's remarks and how much it is real. 
 
 
Mustafa Akan said that Cyprus talks has failed upon the international conference at Crans Montana and there wasn’t any official talks ever since. Of course, the collapse of talks and the Presidential elections in the Greek Cypriot Administration of Southern Cyprus were the reasons of such outcome. The presidential elections were held last Sunday. Anastasiades and Malas run for the second round and the existing president Anastasiades was re-elected with the votes of 56%. The presidential elections were one of the reasons for the stable condition of Cyprus talks and the statements from the South Cyprus was important.

 

Hence the re-elected president Nicos Anastasiades stated that his first goal is to unite the Cyprus and he would want to meet with Mustafa Akıncı, the President of TRNC. This statement was embraced as prudently in the North Cyprus since the Greek Cypriot side kept coming to the negotiations table and continuing the talks without any settlement or accomplishment, which caused despair on the Turkish Cypriots. Both political parties and Akıncı stated that in the event of Cyprus talk to launch, the negotiations should be result-oriented and there must be a time restriction. So, what is time restriction? There will be a deadline and the talks would finish on that day. The other important thing is the situation of both sides after the end of talks. We, as the Turkish Cypriot side, come to the talks, discuss but no outcome is achieved. Then we leave the table as a unrecognized state but on the other hand the Greek Cypriot Administration of Southern Cyprus known as Cyprus continue to be internationally recognized.  We say that this is majorly unfair and we would like to know what would happen to the Turkish Cypriot side in case of leaving the talks without any outcome. This is the reason of approaching the statement of Anastasiades cautiously.
 
1
 
On the other hand, there is a group reacting to Anastasiades because after he won the elections; he noted that he is now the president of whole Cyprus. This is not true as he has become the president of southern part of Cyprus, the Greek Cyprus Administration of Southern Cyprus. Mustafa Akıncı is the President of Turkish Republic of Northern Cyprus. Of course, the reason of his statement is that he is a president of internationally recognized Republic of Cyprus, but the reality is not like that. If so, then the negotiations would not continue 50 years.
 
There is a problem and the Turkish Cypriot side is willing to solve this problem but the Greek Cypriot side does not feel as obliged for a settlement due to being recognized with international relations. However, the Turkish Cypriot side has to reach a settlement since they still live under embargoes and isolations; that’s why they are so willing to reach a settlement. The only expectation is to see the same willingness in the Greek Cypriots when they come for negotiations. There is no such thing as ignoring dialogue.
 
1
 
Yet, if the Cyprus talks will be re-launched, then Turkish Cypriot side wants to know the terms and target of the talks in addition to the outcome when that target is failed. Now, we believe that Anastasiades and Akıncı might come together for an informal meeting but right now, it is very difficult to foresee what would be the conditions for re-launching the official talks. Because as I told earlier, the Turkish Cypriot side wants a time restriction while the Greek Cypriot side doesn’t lean towards that direction. We will all wait and see the future of developments."
 
Monday, 05 February 2018 10:09

Wind of change over Iran amid Revolution anniversary

Written by
Page 1 of 13

LATEST NEWS