Powered by Joomlamaster.org.uatogether with Joomstudio.com.ua

                                                                                                                         

                                                                                                                                                                                           Az (1) Ru (1) En (1)

Children categories

Çərşənbə, 02 Avqust 2017 09:05

Bağımsız Kürdistan’a İran Ne Diyor?

Written by

​Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Irak’tan ayrılmayı öngören bağımsızlık referandumuna gitme kararı aldı. Bu referandumun 25 Eylül de yapılması kararlaştırıldı. Bu süreç içerisinde IKYB başkanı Mesut Barzani gerek Kuzey Irak’taki aktörlerle gerekse küresel ve bölgesel aktörlerle bir takım temaslar içine girerek bağımsız Kürdistan için ikna çabalarına girişti. Fakat Kuzey Irak Kürt Bölgesinde partiler içerisinde herhangi bir anlaşma sağlanabilmiş değil. Bugün Kuzey Irak’taki Kürt partilerinin bağımsızlığa karşı olmadıklar fakat referandumun ne zaman yapılacağına dair görüş ayrılıklarına düştüğü görülmektedir. Bu bağlamda Barzani bu partilerin her birinin kapılarını teker teker çalarak ikna çabasına girişmiştir.


​Bu süreçte içerisinde gözden kaçmayacak en önemli mesele istikrarın olmadığı Ortadoğu coğrafyasında bağımsız Kürdistan’a Türkiye ve İran’ın nasıl bir tepki vereceğidir. Bu bağlamda IKYB Dışişleri Bakanı Hoşyer Zebari’nin bu referanduma İran dışında hiçbir ülkenin karşı çıkmadığını söylemektedir. Zebari’nin bu açıklamaları ışığında incelediğinde 21 Haziran da Irak Başbakanı Haydar İbadi ile İran dini lideri Ali Hamaney bir araya gelmiş ve Hamaney Irak’ın toprak bütünlüğünden yana olduklarını bu suretle IKYB’nin bağımsızlığına karşı olduklarını söylemiştir. Tarihsel süreç incelendiğinde İran, Irak Kürtleri ile her zaman iyi ilişkiler içinde olmuştur. Hatta Saddam’a karşı Kürtlere tam destek vermiştir. Fakat Irak’ın İran’a karşı bir tehdit oluşturmayacağı göz önünde tutulduğunda bu süreçten sonra Kürtleri desteklemesinin anlamı kalmamıştır.


​Ayrıca bağımsız Kürdistan’ın kurulması İran’dan ziyade daha çok ABD ve İsrail’in işine yarayacaktır. Bu süreçte yeni kurulan Kürdistan üzerinden İsrail gerekli enerji akışını sağlayacak ticari ilişkilerini geliştirecektir. Ayrıca ABD’nin İran’ı çevrelemesi konusunda yeni hat bağımsız Kürdistan’dan açılacaktır. Bununla birlikte İsrail’e karşı koz olarak kullanılan Hizbullah’ın neredeyse anlamı kalmayacaktır. Çünkü İran’ın Hizbullah üzerinden yapacağı tehdidi bu sefer İsrail bağımsız Kürdistan üzerinden gerçekleştirecektir. Bununla birlikte yeni kurulacak olan Kürdistan’da İsrail ve ABD yeni askeri üsler kurarak İran’ı tehdit edecektir. Aynı zamanda İran’da pasif durumda bulunan PJAK aktifleştirerek İran içine salınabilir. Bu suretle Tahran olaylarından sonra prestiji sarsılan ve ABD tarafından çevrelenen İran, bu sefer de terör olayları ile iç güvenliği ve sınır güvenliği tehlikeye girebilir. Böylece çevrelenen İran, istikarsızlaştırılabilir. Bu yüzden mevcut bağımsızlık olayının bölgede domino etkisi yaratacağını düşünen İran bu duruma karşı çıkar.


Bu arada ABD tarafının ve İsrail tarafının referandum sürecini desteklemesi İran cephesine rahatsızlık vermektedir. ABD başkanı Trump’ın eski danışmanlarından birisinin referandumdan çıkacak kararı destekleyeceğini söylemesi, İsrail Savunma Bakanı Lieberman’ın bağımsız Kürdistan’ı ilk tanıyacak ülkenin İsrail olacağını ifade etmesi, Tahran yönetimini düşündürmektedir.


Bu süreçte Tahran’ın bu duruma karşı bir dizi önlemler alması gerekmektedir. Bu suretle Tahran’ın ilk yapması gereken mesele Kuzey Irak’taki Kürt partileri arasında yaşanan ihtilafları kaşıması gerekmektedir. Bu sayede Kürt partileri arasındaki birliği bozarak referandum öncesi ilk atak faaliyetini gerçekleştirmesi gerekmektedir. Bu bağlamda Kuzey Irak’ta bağlantılı bulunduğu Goran Partisi üzerinden referandumu boykot ederek olumsuz propaganda yapması gerekmektedir. Bunun yanında KYB, Goran Partisi ile tehdit edilmelidir. Bu bağlamada incelendiğinde Goran Partisi’nin referandumun ertelenmesi gerektiğini söylerken, KYB yetkilileri Goran’ın ne istediğini bilmediğini söyleyerek tepki göstermektedir. Ayrıca Tahran yönetimi Goran üzerinden IKBY’nin siyasi erkine etki edebilir. Bununla birlikte bu siyasi müdahaleyi şansı Irak merkezi yönetimine verilecek destekle artırılmalıdır.


Tahran IKBY’ye siyasi baskının ardından askeri baskı da uygulamalıdır. Bu suretle devreye Haşdi Şabi birliklerini sokarak bölgede bir takım olumsuz propagandalar yapılmalıdır. Bu bağlamda Peşmerge’ye karşı Haşdi Şabi birlikleri modernize edilmeli eğitim desteği verilmelidir. Zira ABD eski Bağdat Büyükelçisi Peşmerge’nin Haşdi Şabi’den daha donanımlı ve modernize edilmiş halde olduğunu dile getirmiştir. Kürt kaynaklarından edinilen bilgilere göre Haşdi Şabi’nin Kürt bölgesinde birçok saldırı gerçekleştirdiğini ve olumsuz propagandalar yaptığı haberleri gelmektedir.


Bununla birlikte Tahran yönetimi halk üzerinde bir takım baskılar ve propagandalar yaparak referandumda halka hayır oyu kullandırmalıdır.
Ayrıca bölgedeki Şiileri devreye sokarak halk arasında bir takım olumsuz propagandalar yürütmelidir. Bu arada bölgedeki Şiilerinde bu durumdan memnun olmadığı gözlemlenmektedir. Irak Şii Ulusal Koalisyonu Başkanı Ammar Hekim, bu referandumun Irak’ta tsunami etkisi yaratacağını, IKBY’ nin bu referandum kararının gerek Irak gerekse IKBY anayasasına aykırı olduğunu söyleyerek, Iraklı Kürtleri tarihte iki sefer bu durumu oyladığını ve Irak Devleti çatısı altına yaşamaya karar verdiğini söylemiştir. Ayrıca 2003’ten beri Iraklı Kürtlerin topraklarını iki kat büyüttüğünü sözlerine eklemiştir. Mevcut açıklamalardan görüldüğü gibi durumdan Iraklı Şiilerin de rahatsız olmuştur. Bu suretle İran’ın mevcut kitleye destek vermesi şarttır.


Öte yandan bölgedeki Kürt Devleti diğer bölgesel bir güç olan ve bünyesinde çok sayıda Kürdü barındıran Türkiye içinde büyük bir tehdit unsurudur. Bölgede kurulacak olan Kürdistan’ın PKK açısından bir üs, sığınacak bir liman olması aşikardır. Bu bağlamda Türkiye yıllarca PKK ile askeri açıdan mücadele vermiş ve birçok tecrübe kazanmıştır. Bu suretle İran’ın Türkiye ile masaya oturarak ortak eylem planları hazırlaması ve ortak hareket etmesi şarttır. Bu sayede Türkiye’nin tecrübesinden faydalanarak mevcut durumun önüne geçilebilir.


İran’ın son olarak yapması gereken şey diplomatik faaliyetler yürüterek bu durumun önüne geçmektedir. Ayrıca BM gibi örgütlerin kapıları çalınabilir. Fakat bu durumun pek olumlu neticeler vermeyebilir. Zira Avrupa Parlamentosu (AP) Kürdistan Dostları Grubu Başkanı ve Dışilişkiler Komisyonu Sözcüsü Charles Tannock, Kürtlerin bağımsız devlete layık olduğunu söylemesi bu durumun açıkça göstergesidir.


​Ali Şahin/kafkassam

 
http://www.kafkassam.com/bagimsiz-kurdistana-iran-ne-diyor.html
Çərşənbə, 05 Oktyabr 2016 08:01

Kasım Süleymani’nin Gizemi ve Irak’taki Rolü

Written by

Kasım Süleymani, Afganistan’dan Filistin’e bir dizi Ortadoğu meselesinde son 10 yıldır gündeme gelen bir isim. Ancak bu kişinin hayatına ve söz konusu meselelerdeki muammalı rolüne dair ayrıntılar pek azdır. New Yorker dergisinde Dexter Filkins imzasıyla 30 Eylül’de çıkan “The Shadow Commander” (Gölge Komutan) başlıklı makale, Süleymani’nin hayatı ve özellikle Irak’la Suriye’de oynadığı role dair son zamanların en kapsamlı yazısı.

Wall Street Journal gazetesi de geçtiğimiz günlerde Süleymani’ye atıfta bulundu ve onu, Türk Milli İstihbarat Teşkilatı’nın müsteşarı Hakan Fidan ve Suudi Prens Bandar’la birlikte bölgesel gelişmelere yön veren üç istihbarat şefi arasında saydı.

Süleymani’ye dair bilhassa Irak’taki icraatı bağlamında çok daha fazlası söylenebilir. Buna ABD güçlerine karşı savaşan silahlı gruplara verdiği destek de dâhil.

İlk Tecrübeler

İran Devrim Muhafızları’nın özel birimi Kudüs Gücü’ne komuta eden Süleymani’nin askeri kariyeri, İslam Devrimi’nin ilk yıllarında başladı. Süleymani ilk muharebe tecrübesini, Batı İran’ın Mahabad bölgesinde silahlı Kürt isyancıların bastırılmasında yer alarak kazandı. Harekâtta önemli bir komuta görevine sahip olmasa da Süleymani’nin burada edindiği düzensiz savaş tecrübesi, onun Devrim Muhafızları’ndaki yükselişine zemin hazırlayan önemli bir aşamaydı.

İranlı Kürtlerin bastırılmasından sonra Süleymani, 1980’de patlak veren İran-Irak savaşına hemen başından itibaren katıldı ve memleketi Kerman’dan bizzat toplayıp eğittiği askerlerden oluşan bir birliğin komutanı olarak görev yaptı. Irak ordusunun Huzistan eyaletinde işgal ettiği toprakların geri alınmasını sağlayan bir dizi harekâtta yer alan Süleymani, hızla terfi etmeye başladı ve neticede 41. Tarallah Tümeni’nin komutanlığına getirildi.

Süleymani, sekiz yıllık İran-Irak savaşındaki harekâtların çoğuna katıldı. Ayrıca, Ramazan Karargâhı tarafından Irak toprakları içinde icra edilen çeşitli düzensiz savaş operasyonlarının yönetilmesi ve örgütlenmesinde yer aldı. İşte bu esnada, Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’e muhalif Iraklı Kürt liderlerle temas kurdu. Aynı şekilde, Saddam rejimine karşı İran’ın yanında savaşan Iraklıların oluşturduğu Bedir Örgütü’yle de bu dönemde ilişki geliştirdi. İlk başta Bedir Tugayı olarak adlandırılan bu yapı, sonraları Bedir Birliği ismini aldı. 1991 Körfez Savaşı’nın başlarında Saddam’a karşı bir de Şii ayaklanması patlak verdi. Ayaklanma sırasında Bedir güçlerinin silahlı eylemlerini planlayıp yöneten kişilerden biri de Süleymani’ydi.

Şii isyanı bastırılınca, Süleymani komutasındaki 41. Tümen, Güney İran’a gönderildi. Tümene verilen görev, Kerman, Sistan-Belucistan ve Horasan eyaletlerinde bir dizi çöllük bölgeyi ele geçiren uyuşturucu çetelerinin dağıtılmasıydı.

Süleymani, hiçbir üniversite veya askeri okuldan mezun olmadı. Ancak düzensiz savaş harekâtlarına komuta ederek ve çölde savaşarak edindiği tecrübe ve uzmanlık, onu Kudüs Gücü’nün başına taşımaya yetti. Kudüs Gücü’nün uzmanlık alanı ise İran sınırları dışında icra edilen silahlı operasyonlar.

Irak’ta Kurulan İlişkiler

Süleymani, Kudüs Gücü’nün faaliyet ve sorumluluk alanını hem geliştirdi hem genişletti. Birliğin dokunaçları, Afganistan, Irak, Tacikistan gibi komşu ülkelerin yanı sıra dünyanın uzak köşelerine de uzandı ve askeri konuların yanı sıra diplomatik alanı da etkilemeye başladı. Neticede Süleymani,- diplomatik teamüle aykırı bir şekilde- Irak ve Afganistan konularında ABD’yle yürütülen iş birliği temaslarında tek yetkili hâline geldi. İran’ın Irak’a atadığı sefirleri neden askeri ve güvenlik tecrübesine sahip kişiler arasından seçtiği belki de böylece açıklık kazanıyor. Nitekim hem mevcut Büyükelçi Hasan Danaifer hem selefi Hasan Kazımi Kumi, Devrim Muhafızları geçmişi olan ve İran güvenlik yapısında geniş tecrübeye sahip kişilerdir.

Süleymani, yıllar içerisinde Irak’ta her meşrepten siyasetçi ve partiyi kapsayan geniş bir ilişkiler ağı kurmayı başardı. Bunun temelinde, İran-Irak savaşı sırasında Kürt ve Bedir önderleriyle kurulan tanışıklık vardı. Geçmişte İran’la bağlantısı olmayan Şii grupları da bu ilişkiler ağına katan Süleymani, bunu özellikle iki kişinin yardımıyla başardı: Kudüs Gücü ve İran İstihbarat Bakanlığı’nın etkili ismi Ebu Mehdi El Mühendis ve eskiden Bedir’in genelkurmay başkanlığını ve liderliğini yürütmüş olan Irak’ın mevcut Ulaştırma Bakanı Hadi El Amiri. Süleymani, Irak’ta kimi Sünni şahıs ve gruplarla da ilişki halinde olduğunu açıkça belirtmiştir. Bunların arasında en dikkat çekici isim, Irak Meclis Başkanı Usame El Nuceyfi. Nitekim Nuceyfi, Sülyemani’nin annesinin ölümü üzerine Tahran’da düzenlenen bir taziye toplantısına da katılmıştır.

Yukarıda belirtildiği gibi, Kudüs Gücü komutanının Irak’taki faaliyetleri hem askeri hem siyasi konuları kapsıyor. Irak’ın 2003’teki işgalinden sonra Süleymani, ABD güçlerine karşı savaşan hem Sünni hem Şii silahlı gruplara destek verdi. Siyaset sahnesine gelince, Süleymani’yle doğrudan veya dolaylı yollardan anlayış birliği yahut da ilişki kurmamış herhangi bir Sünni veya Şii oluşumun Irak hükümetinde yer alması oldukça nadirdir. Süleymani’nin bağları ve koordinasyon faaliyetleri, Irak’ın farklı etnik ve dini kesimlerini temsil eden etkin toplumsal grupları da kapsıyor. Bunların arasında dini topluluklar, medya organları ve sivil toplum kuruluşları yer alıyor.

Yardımlaşmayı Etkinleştirmek

Süleymani’nin Irak’taki etkinliği, bu noktaya nasıl gelindiği sorusunu doğuruyor. Bu bağlamda altının çizilmesi gereken birkaç nokta var.

Birincisi, ABD Irak’ı işgal ederken savaş sonrası dönemde destek alabileceği muhalif unsurlarla bir ilişki ağı kurmadan harekete geçti. Buna karşın İran, 30 yıl boyunca kapsamlı ilişkiler oluşturmak için çalışmış, kimi Iraklı gruplara ev sahipliği yaparken İran dışındaki Kürt, Şii ve Sünni oluşumlarla bağlar kurmuştu. Süleymani, mevcut ilişkileri kullanıp güçlendirdi ve bu ağı, farklı grupların ortak menfaatleri üzerinden Tahran’a bağlamayı başardı. ABD ise işgal öncesi ortak çıkarlar temelinde benzer bir ağ kurmaya dönük görünür bir çaba göstermedi ve yalnızca askeri gücüne güvendi.

İkincisi, Irak’ın hem Şii hem Sünni İslamcı partileri ile İran İslam Cumhuriyeti arasında güçlü bir ideolojik bağ mevcut. Bu bağ nedeniyle taraflar birbirileri için yaptıklarını milli bir menfaatten önce dini bir görev olarak görüyor. Dolayısıyla, söz konusu ilişkilerin büyük bölümü, yardımlaşma mantığı çerçevesinde ele alınarak yorumlanmalı.

İdeolojik bağlar, İslam Devrimi’nin İran’daki zaferine kadar uzanıyor. İranlılar, devrim sonrası yeni anayasayı hazırlarken, Iraklı Şii din adamı Muhammed Bekir El-Sadr’ın öğretisini benimsedi ve anayasayı bu temelde şekillendirdi. Irak’ta günümüzde de faaliyette olan İslami Dava Partisi’nin kurucusu ve ruhani önderi olan Sadr da takipçilerine “büyük başarı” diye tabir ettiği devrimi sürdürme çağrısı yapardı. Öte yandan, Sünni Müslüman Kardeşler hareketinin ideolojisi de İslami rejimin ne şekilde evrileceği konusunda teorik katkılar sağladı.

Üçüncüsü, Irak’ta uzun yıllar süren baskıcı Baas devri noktalanırken Saddam’la birlikte tüm devlet kurumları da çöktü. 2003’te son bulan rejimin ardında bölünmüş, tabakalar halinde bir Irak toplumu kaldı. Bunun sonucunda, farklı toplumsal kesimler hem birbirine karşı hem çeşitli çete ve aşırı gruplar karşısında sığınacak yer ararken ulusal, bölgesel ve uluslararası menfaatler de ayrıştı. İşgal ve isyan yıllarında çoğu komşu ülke ve bölgesel güç, Irak’a kapısını kapatırken İran tam tersine kapılarını açtı. Pek çok alanda tezahür eden bu hamlenin perde arkasındaki yöneticisi de Süleymani’ydi.

Irak ekonomisini ayağa kaldırmak için yardım eden İran, iki ülke arasında inanç turizmini teşvik etti. İran ve Irak vatandaşları, pasaport veya başka bir resmi belge olmaksızın iki ülke arasında seyahat imkânına kavuştu. Bu serbesti, inanç turizmi tekrar resmi kurallar gerektirecek yoğunluğa ulaşana dek sürdü.

İran ayrıca Irak’ta yeni kurulan dini partileri madden destekledi ve yaygınlaşmaları için çaba sarf etti. Yukarıda da belirtildiği gibi İran, Irak’ın çeşitli bölgelerinde Amerikalılara karşı savaşan silahlı gruplara da yardım etti. Öte yandan, Irak’ta İran himayesinde hükümet kurulunca, ülkede istikrarın sağlanması için ABD’ye destek sağladı.

Sonuç olarak, görünen o ki Süleymani’nin nüfuzu, şahsı ve görevini fazlasıyla aşan bir durumu yansıtmaktadır. Bu nüfuz, Irak toplumuyla hükümetini İran’a bağlayan derin kurumsal ilişkilere dayanmaktadır. Irak’ın 1980’deki saldırısı, ikili ilişkileri bozmuş ve İran’ı böyle bir olayın tekrarını önlemek için harekete geçirmiştir. İran, Irak’tan gelebilecek tehditleri bertaraf etmek istemiş ve bunu sağlayacak koşulları yaratmaya gayret etmiştir.

Iraklılar ise ne İran’a saldırmalı ne de İran’ın vekilliğine soyunmalıdır. Irak, karşılıklı menfaate dayanan bağları dengeye oturtmalı ve İran’ın müdahalelerine izin vermeyerek makul bir siyasi ilişkiyi sağlamalıdır.

Ali Mamouri, dini konular üzerine uzmanlaşmış bir araştırmacı yazardır. Mamouri, İran ve Irak’ta dini okullarda ve ayrıca İran üniversitelerinde eğitmenlik yapmıştır. Yazarın dini konularda ve Ortadoğu’da toplumsal dönüşüm ve mezhepçilik üzerine yazdığı bir dizi makale, her iki ülkede yayımlanmıştır.

Ali Mamouri
www.al-monitor.com

http://www.kafkassam.com/cc.html

Bazar ertəsi, 09 May 2016 06:02

Amerika Irak’ın pimini çekti!

Written by

Irak’taki gelişmeleri oldukça yakından takip etmeye çalıştığımı söyleyebilirim. Kendime göre oldukça sağlıklı bir network sayesinde veri aktarımı yapabiliyorum. Iraklı farklı etnik topluluklardan birinci elden kaynaklarla bölgeyle ilgili bilgilere ulaştığım gibi açık istihbarat denilen medya takibi ile yaşanan süreci analiz edebildiğimi sanıyorum. Bu çerçevede son bir haftadır yazdıklarıma baktığımda Amerika Başkan Yardımcısı, Joe Biden’ın Bağdat ve Erbil ziyaretinde söylediklerini çok önceden öngördüğümü ifade edebilirim. Bkz. 13 Nisan 2016/ Irak’ta Türkmen federe Devleti mümkün mü?, 26 Nisan 2016/Tuzhurmatu’dan Türkmen federe devletine!, 27 Nisan 2016/Kürdistan İslami Toplum Partisi (Komela) Türkmen düşmanı olamaz!, 28 Nisan 2016/ Misakı Milli’ye giden yol Kerkük’ten Tuzhurmatu’dan geçer!
Irak’taki siyasi kriz Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor. Türkmenlerde bu krizin bir parçası ve olası Türkmen Federe Devletinin ilanı bu krizin çözümüyle yakından ilgili. ABD, kukla İbadi/Abadi yönetiminin işbaşında kalmasını çıkarları açısından gerekli görüyor. Hatta Bağdat yönetimini el altında tutabilmek için Irak Kürtlerinin bağımsızlık adımlarına engelliyor. Ama yazın bir tarafa ABD; ne Erbil (Hewler) yönetimini ne de Sadr Hareketini durdurabilir? Kamuoyunun yakından tanıdığı Mukteda El Sadr, dediğini yapar ve İbadi’yi saklandığı duvarların arkasında bulur. Diğer bir gelişme de Erbil yönetiminin bağımsızlığını ilan etmesi olur. Bkz. Ömür Çelikdönmez/kafkassam.com/ 29 Şubat 2016/ Sadr hareketi İbadi hükümetini indirebilir!
Irak yönetimi hükümet sorununu çözemedi. Şii lider Sadr, Başbakan Haydar el Abadi’nin, etnik ve mezhepsel ayrılıkları dengelemek için bazı bakanları teknokratlarla değiştirmesini istiyor. Başkent Bağdat’ta dün parlamentoyu basarak, hükümet binalarının bulunduğu Yeşil Bölge’de oturma eylemi başlatan Şii lider Muktada el Sadr’ın taraftarları, bölgeyi terk etti. El Abadi olayların ardından cumhurbaşkanı, meclis başkanı ve siyasi parti liderleriyle bir toplantı yaptı ve karışıklığın büyümesi durumunda bunun IŞİD’le savaşı olumsuz etkileyeceği uyarısında bulundu. İbadi’nin, İçişleri Bakanı Muhammed el Gabban’a parlamentoyu basan, güvenlik güçlerine ve milletvekillerine saldıran, kamu malına zarar veren Sadr yanlısı eylemcilerin bulunması için talimat verdiği belirtildi. İbadi’nin, ‘söz konusu kişilerin bulunarak yargılanmalarını ve hak ettikleri cezayı almalarını’ istediği ifade edildi. Olayların ardından Bağdat’ta olağanüstü hal ilan edildiği ve sokağa çıkma yasağı getirildiği öne sürülmüş ancak Bağdat’ta operasyonlardan sorumlu komutan Saad Maan, hükümet kontrolündeki Al Irakiye televizyonuna yaptığı açıklamada bu iddiaları yalanlamış ve “Her şey kontrol altında” demişti.
Bağdat yönetiminde Şiilerden sonra ikinci büyük güç kabul edilen Kürtler, hükümet krizinde İbadi ile birlikte hareket ettiklerini gizlemiyor. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başbakanı Neçirvan Barzani, Irak meclisinde meydana gelen olaylara ilişkin tavırlarının net olduğunu belirtti. Barzani, Bağdat’taki merkezi yönetimin yaşadığı sorunlar karşısında Başbakan Haydar el-İbadi’ye destek verdiklerini açıkladı. Baskına uğrayan Irak Parlamentosu’nun Kürt bir güç tarafından korunduğu bildirildi. Irak’ın Kürt Cumhurbaşkanı Fuad Masum, Bağdat’ta yaşanan olaylar üzerine Kürdistan Bölgesi’ne dönüyor. Bağdat’ta parlamentonun basılması üzerine Cumhurbaşkanı Fuad Masum, Kürdistan Bölgesi’ne dönme kararı aldı. Masum, Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) kontenjanından cumhurbaşkanlığı görevine getirilmişti.

ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın Irak temasları sırasında yaptığı açıklamalara bakıldığında Amerika’nın Irak’ın pimini çektiği anlaşılabilir. Nitekim ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, Irak’ta ABD Büyükelçiliğini ziyaret etti. Biden, buradaki askerlere ve diplomatlara yaptığı konuşmada Irak’ın birliği konusunda tartışma yaratacak açıklamalar yaptı. Biden; “Bugün barışı sağlamaya çalıştığımız tüm yerleri düşünün. Sizi gönderdiğimiz tüm yerleri. Bunlar tarihte suni sınırlar çizdiğimiz, birbirinden tamamen ayrı etnik, dini, kültürel gruplardan suni devletler yarattığımız, ‘Bunu alın. Birlikte yaşayın” dediğimiz yerler.” dedi.

Amerika’nın en çok satan gazetelerinden New York Times, bir yandan Biden’ın sözlerine dikkat çekerken, diğer yandan Bağdat’taki BM ekibinin sessizce ‘Uluslararası toplum Irak’ın bölünmesini nasıl idare eder’ konulu çalışma yürüttüğünü yazdı. Irak’ta ABD yönetimi adına görev yapan Ali Khedery de ‘Tek çare konfederasyon ya da bölünme’ dedi. Biden’ın gezisi çerçevesinde, “Irak, kargaşaya saplanmışken bazıları ülkenin bölünmesi çağrısı yapıyor” başlıklı bir haber yayınlayan New York Times gazetesi bu haberde; Biden’ın 2006’da Irak’ın Kürtler, Şiiler ve Sünniler arasında ayrılmasını savunduğunu hatırlattı. Biden, savunduğu bu öneriyi yine New York Tiems’ta yazdığı bir makalesinde yazmıştı. Gazete yayınladığı haberde bunları da yazdı ve Biden’ın başkan yardımcılığı görevi boyunca ABD’nin Irak’ın bütünlüğünden yana olan resmi politikasını izlediğini de belirtti. Fakat önceki gün ABD elçiliğindeki konuşmasının ise eski önerisini akıllara getirdiğini yazdı.
Oysa Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve beraberindeki Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan; ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden ile görüşmüşlerdi. Türkiye Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın; “Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda Amerikan yönetiminin tavrının net olduğunu, herhangi bir bölünmenin asla desteklenmediğini, kuzeyde bir Kürt devleti kurulması gibi bir düşüncelerinin de hiçbir şekilde olmadığını ifade ettikleri” bilgisini paylaşmıştı. Amerikalıların Türklerle ilişkilerde çokta dürüst davranmadıkları bir kez daha anlaşılmış oldu. Ancak Türklerin şok olduğunu söylenebilir mi? Bence hayır neden mi?
Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun çok değil daha bir yıl öncesinde “Türkiye Sykes Picot’un bekçisi değildir” sözleri hatırlanacak olursa, Türkiye’nin kurumsal hafızasından beslenen Irak ve Suriye politikalarının arka planı ve bu konudaki resmi görüşü net şekilde anlaşılabilir. Tuzhurmatu’da yaşanan ve kamuoyuna Şii-Sünni çatışması olarak yansıyan olaylar, kim ne derse desin, Sykes Picot’un ürünü Irak’ın sonunu haber veriyor. Sykes Picot’un bugüne taşıdığı Irak’ı, Şii ve Kürtleri ABD’nin IŞİD düşmanlığında birleştirme projesi de istediği bir arada tutmaya yetmiyor. “Irak artık bir ülke olarak kalamaz, bir arada tutmak mümkün değil” diyen Mesut Barzani’nin öngörüsünde haklı çıktığı ortada. Barzani Irak’ın merkezi üniter bir devlet olarak devam edemeyeceğini söylemişti. Bu gelişme Irak’ın resmen 4’De bölünmesiyle son bulacak: Erbil merkezli Kürdistan Devleti, Basra merkezli Şii Devleti, Kerkük merkezli Türkmen Federe Devleti ve Bağdat merkezli Sünni Arap Devleti.
Ömür Çelikdönmez
Twitter:@oc32oc39
Bu email ünvanı spambotlardan qorunur. Onu görmək üçün JavaScripti qoşmaq lazımdır.

http://www.kafkassam.com/amerika-irakin-pimini-cekti.html

Bazar ertəsi, 29 Fevral 2016 06:00

MUSUL’U KURTARMAK

Written by
BM Güvenlik Konseyi 2268 sayılı kararıyla, 27 Şubat gecesinden itibaren Suriye’de ateşkes  uygulaması başladı.
Başbakan A.Davutoğlu, Türkiye’ye yönelik güvenlik tehdidi olması halinde ateşkesin kendileri için bağlayıcı olmayacağını açıkladı.
 
*
Nitekim ilk ihlâli, Türk topçusunun ateş desteği ile Türkiye’den gelen İŞİD militanlarının Tel Abyad kentinde YPG ve PYD güçlerine saldırmasıyla yapıldığı iddia edildi.
İhlâl, ateşkesin sürdürülmesi sırasında ilk altı ayda Suriye hükümeti ile siyasi görüşmelerde bulunacak ve geçiş hükümeti kuracak muhalif grupların belirlenmesi,
Ya da kimin terörist kimin muhalif olduğunun ayırt edilmesi sürecinde,
Savaş ve terörle mücadele hukukunu yoğun biçimde ihlâl etmekle suçlanan;
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümetinin Suriye krizinin çözümünden yana olmadığını gösteren bir mesajı olarak nitelendirildi…
 
*
Hemen ardından Rusya Dışişleri Bakanı S.Lavrov “İnsanlığı tehdit eden IŞİD ve diğer radikal grupları bozguna uğratmak adına anlaşmazlıkları, bencilce hırsları ve ön koşulları kenara bırakmak gerekir.
Bir dizi ölümcül terör saldırısı, IŞİD’in ideolojisi ve eylemlerinin barbarlığını göstermenin yanı sıra herkesin birbirine bağımlı olduğu bu dünyada bireysel güvenli bölgeler oluşturulup kendini komşularından tecrit etmenin mümkün olmadığını da gösterdi. Bu nedenle terörizm ile ekip halinde mücadele edilmesi gerekiyor” açıklamasında bulundu.
 
*
Bir başka yerde, Kuzey Irak Kürt Yönetimi bölgesinde Başure Kürdistan’da da Türkiye’nin bir ihlâli rahatsızlık oluşturuyor.
Germiyan, İran ve Irak’la sınırları olan bir bölgedir ve İran’a 80, Süleymaniye’ye ise 185 kilometre uzaklıktadır.
Çevresinde Kelar, Çemçemal,Tuzhurmatu, Kerkük, Kifri gibi il ve ilçeler yeralıyor.
 
*
Bölge jeoaskeri ve jeopolitik önemi nedeniyle oldukça stratejiktir.
ABD ve İran, gerek doğrudan müdahale ile gerekse yarattıkları güç odakları El Nusra, İŞİD gibi terör örgütleri ve kendilerini savaşan gönüllüler olarak tanıtan El-Haşdu’ş-Şabi- Şii Milis Güçleri ile bu stratejik alanda faaliyet sürdürüyor.
 
*
Özellikle İŞİD; Irak-Suriye ve Kürdistan hattı üzerinden paylaşım savaşının zeminini yaratmış,
Böylece iki bloklu dünyanın bütün güçlerinin Ortadoğu’da konumlanmasının adeta meşru gerekçesi haline getirilmiştir.
ABD ve Rusya’nın başını çektiği bu bloklar hem taktik hem de stratejik her hamleleriyle bu alanlarda siyasi güçlerini artırıyor, alanda belirleyici denge rollerini güçlendiriyorlar.
 
*
Bölgede Kürdistan Demokratik Partisi (KDP), Kürdistan Yurtseverler Birliği (YNK) ve Goran Hareketi üç önemli siyasi aktördür.
İzledikleri politikalar ile zaman zaman birbirinin zıttı olarak görünseler de temelde benzer dinamiklerin ortaya çıkardığı politikaları sürdürüyorlar.
Ama giderek YNK’ya bağlı peşmergeler İran’a katılırken,
KDP daha çok dinsel ve ailesel-aşiretsel niteliğiyle öne çıkıyor ve PKK’nın öngördüğü demokratik bir yönetime kesinlikle yanaşmıyor.
İktidara sıkı sıkı sarılmış Barzani ve ailesi bunun ellerinden gitmesi ihtimaline karşı her türlü ittifaka açık bulunuyor.
 
*
İşte KDP, Türkiye ile ekonomik zemine dayanan ortaklığı sonucu, Türk ordusuna ait Özel Kuvvet Birlikleri’nin bölgeye yerleşmesine izin vermiştir.
Özel Kuvvetler, ABD’nin iki yüzlü dış politikası çerçevesinde birbirine geçmiş karmaşık görevler ifa ediyor.
Birincisi; Kandil alanlarında bulunan PKK kamplarına ve  PKK’nin üst düzey yöneticilerine dönük nokta operasyonları ve  küçük gruplar halinde baskın, kaçırma, sabotaj ve suikast görevleri yapıyor,Türkmenlere destek veriyor.
 
*
İkincisi; Saddam Hüseyin’in devrilmesinden sonra Şiilerin egemen olduğu, Kürtlerin haklarının da tanındığı bir ülke olarak kurulan Irak’ta, 
Yıllar boyunca yönetici güç olarak örgütlenen Sünnilerin bu yeni statüyü içlerine sindiremeyişi ve Irak statükosuna karşı mücadele başlatmasında;
Bölgede İsrail’i bir Yahudi Devleti olarak tanıyacak, İslamiyet’ten ziyade Araplığı temel alan, bunu Irak’ta Sünnilerin temsil ettiği milliyetçi BAAS partisinin kurulmasına nezaret ediyor.
Yani Irak’ta Sünni koridor kurulmasına hizmet ediyor.
 
*
Üçüncüsü; IŞİD, Irak’ta bu mücadelenin örgütü olarak kurulup genişlerken,Musul, ardından da Kerkük’ün güneyini almış,
Ve “Kerkük-Yumurtalık” hattına egemen olmuştur ki, bu hat petrol kaçakçılığında İŞİD ve Türkiye’ye büyük getiri sağlıyor.
Üstelik BAAS bürokrasisinin, askeri deneyim ve imkanlarının IŞİD’in hizmetine girdiği ve başlıca önemli görevleri üstlendiği biliniyor.
Buysa Türkiye’nin en başından beri İŞİD’le ortak çalıştığını ve Irak’ta bulunan Özel Kuvvet Birliklerini orada bu amaç için tuttuğunu gösteriyor…
 
*
Dördüncüsü; ABD; Ankara’nın Özel Kuvvetleriyle birlikte Irak’taki varlığının, Bağdat ve Kürt Yönetimi Bölgesi’nde artan İran etkisinin önünü kesebileceğini savunuyor.
Türkiye’nin Irak’taki etki alanını genişletmek için KDP ile işbirliği peşinde olmasını Musul IŞİD’den kurtarıldıktan sonraki dönemde kilit bir aktör olmak istediğine bağlıyor.
Irak’ın Musul’u kurtarma operasyonuna muhatap olması halinde ise IŞİD’in yerini BAAS partisinin ve Saddam’ın asker ve sivil bürokrasisinin ana kitlesini oluşturan Sünnilerin Musul’a hakim olması bekleniyor. 
 
*
Nitekim Irak Başbakanı Haydar el-İbadi, Haziran 2014’ten beri İŞİD’in elinde bulunan Musul’un kurtarılması operasyonu öncesi hazırlıkların ve koordinasyonun tamamlandığını açıklıyor.
Irak ordusunun Musul operasyonu için geri sayımı sürerken,
Dışişleri Bakanlığı’ndan Irak’ın bağımsız, müstakil ve BM üyesi bir devlet olduğu, kendi egemenlik hakkı ve toprak bütünlüğünü koruma hususunda aciz olmadığının açıklaması geliyor.
Türkiye’nin Irak topraklarındaki gücünü geri çekmesi isteniyor.
Buysa Türkiye’nin Musul IŞİD’den kurtarıldıktan sonraki dönemde kilit bir aktör olmak isteğine aykırı bir talep olarak kabul ediliyor.
 
*
Üstelik ABD ve Rusya’nın Suriye’de ateşkesi pekiştirmek için terörizm ile ekip halinde mücadele edilmesi gereğinde hemfikir oldukları anlaşılmıştır.
Türkiye ise ihlâlleriyle hem Suriye’de ateşkes ve geçiş hükümeti kurulması sürecine , hem Irak’ta terörle mücadeleye engel olarak görülüyor.
ABD ve Rusya ittifakı çerçevesinde Irak’ta konuşlanan Türk Birliği her geçen gün açık hedef haline geliyor…
http://www.turkishnews.com/content/2016/02/28/musulu-kurtarmak/

Uzun müddətdir İŞİD-in hücumları və təbii ki, amansızcasına törətdiyi qətllərlə sarsılan İraqda, nəhayət, ürəkaçan bir xəbərin işartısı duyuldu. Məlum oldu ki, baş nazir İbadi hökumətdə islahatlar aparmağa, ardıyla da milli birliyə nail olaraq İraq torpaqlarını qada-bəladan qurtarmaq niyyətindədir. Amma üzərindən bir-iki gün keçəndən sonra bəlli oldu ki, Səddam və Maliki dönəmində olduğu kimi, İbadinin milli birlik yapratma ideyası da türkmənlərin milli maraqlarını ayaqlar altına atıb. Yəni bu xalqın hökumətdə cəmi bir naziri vardı, onu da ixtisara salıblar. Olsun amma o, milli birlik naminə başqa nazirliyə rəhbərlik etməli idi…


Yeri gəlmişkən, dünən tamamilə fərqli bir xəbərdə isə qədim türkmən şəhəri olan Kərkükdə ermənilər üçün kilsənin açıldığını eşitdik. Hətta açılış tədbirinə Bağdaddan nazir müavinlərindən biri də qatılıb. Elə xəbərləri toplayıb, cavab almaq üçün sualları yönəltdimİraqın keçmiş millət vəkili, türkmən xalqının milli lideri, Türkməneli Partiyasının sədri Riyaz Sarıkahyaya. Elə əvvəlcə erməni kilsəsi məsələsinə aydınlıq gətirdi.


- Şəhərdə əvvəldən bir erməni kilsəsi var. Çünki burada ermənilər elə çox deyillər – cəmi 20 nəfərdirlər. Onlar da yüz il əvvəl Türkiyədən gələnlərdən qalmadır. Qalanları daha yaxşı yaşayış ardınca Amerika və Avstraliyaya köçüblər. Yenə təkrar edirəm: Kərkükdə bircə dənə erməni kilsəsi var, heç bir yenisi açılmayıb.


- Müharibənin, qalmaqalların içində bu xəbər məni də bir qədər təəccübləndirmişdi. Yeri gəlmişkən, orada vəziyyət necədir, İŞİD-in hücumları davam edirmi?


- Türkməneli torpaqlarının yarısı bu gün İŞİD-in nəzarətindədir. Həmin ərazilərdə yaşayan türkmənlərin əksəriyyəti canlarını götürüb ölkənin dörd bir yanına köçüb. Hətta Türkiyəyə köçənlər də az deyil. Bu gün də İŞİD tərəfindən qətlə yetirilən türkmənlərin xəbərlərini almaqdayıq. Bu azmış kimi, kürd partiyalar Kərkük və Duz Xurmatu bölgələrinə nəzarət edirlər. Mütəmadi olaraq bu ərazilərdə türkmənlər girov götürülür, böyük pullar müqabilində azad edilir, bir çoxları isə öldürülür. Məsələn, dünən axşam Kərkükdəki «Mərcan Hotel»in sahibi olan əslən türkmən Emin Fiter qaçırılıb, oğlu isə öldürülüb. Onu azad etmələri üçün yarım milyon dollar istəyirlər. Özü də onu bizim partiyadan iki tin arxada yerləşən küçədəki evinin qabağında qaçırıblar. Beş gün əvvəl də bir gəncimizi, ondan bir həftə əvvəl isə başqa bir türkmən qətlə yetirilmişdi. Biz kürd mənşəli qatillərdən şübhələnirik. Türkmənlər bu gün çox narahatdır. Xüsusilə də Türkiyəyə PKK-ya qarşı əməliyyatlara start verəndən sonra terrorçuları dəstəkləyən kürd qruplar hərəkətə keçib. Biz də türkmən partiyalar olaraq kürd partiyalarının liderləri ilə danışıqlar aparmağa başlamışıq. Təbii ki, kimsə bu cinayətlərin məsuliyyətini öz üzərinə almır. Qısası, Kərkükdə türkmənlərin həyatı qorunmur, cinayətkarların tutulması üçün heç bir iş görülmür.


- Valiyə şikayət etdinizmi türkmən partiyaların rəhbərləri olaraq?


- Telefonla danışırıq, bu şənbə yenidən bir araya gəlmək fikrimiz var. Amma əminik ki, o da «sıradan cinayətdir, siyasi mənası yoxdur» deyəcək. Əsas məsələ odur ki, İraq dövləti xaos içindədir…

- Xaosdan söz düşmüşkən, islahatların nəticəsi nə yerdə qaldı?


- Baş nazir İbadi rüşvət və korrupsiyaya qarşı mübarizə aparır. Nazirlər Şurasının üzvlərinin sayı azaldılaraq 33-dən 22-yə endirilib. Amma ən qəribəsi budur ki, haqqında heç bir korrupsiya faktı olmayan türkmən nazirimiz Məhmət Mehdi də vəzifəsindən alınıb. Hansı ki, o, əslində şiələri təmsil edirdi və İnsan Haqları Nazirliyinə başçılıq edirdi. Artıq Nazirlər Şurasında bir nəfər də olsun türkmən nazir qalmadı. Ona görə də buna etiraz edən bir qrup türkmən Bağdadda aksiya keçirib. Bu gün isə Kərkükdə türkmənlərin etiraz aksiyaları baş tutub. Məqsəd ictimai diqqəti üzərimizə yönləndirməkdir. Bu böyük haqsızlıqdır. Təsəvvür edin ki, bəyənmədiyimiz Malikinin dönəmində türkmənlərin 3 naziri vardı, İbadi isə onların hamısını kənara atdı. Biz xalq olaraq islahatları dəstəkləyirik, amma türkmənlərin hökumətdə təmsilçiliyinin aradan qaldırılmasını qəbul edə bilmərik.


- Yeri gəlmişkən, kürdlərin neçə naziri var?


- Kürdlərin nazirlərinə toxunmayıblar. Çünki Bərzani onları hədələdi. Üstəlik, nəzərə alın ki, prezident də kürddür. Parlamentin sədri sünni ərəb, baş nazir isə şiə ərəbdir, amma türkmənlərə heç nə çatmır. Hansı ki, İraq konstitusiyada yazılır: İraq xalqı ərəb, kürd, türkmən, sünni və şiəsi ilə qardaşdır. İbadini ABŞ, İngiltərə, eləcə də şiə qruplar dəstəkləyir. İraq xalqı isə əvvəlki hökumətlərin uğursuz siyasətindən bezdikləri üçün İbadinin islahat proqramını dəstəkləyir. İbadi də bu dəstəkdən istifadə edərək ənənəvi şiə siyasətçilərə arxalandı.


- Amma 3 milyondan artıq sayı olan türkmənlər ayağa qalxmalı və milli haqlarını küçələrdə etiraz aksiyaları keçirməklə tələb etməlidirlər. O zaman Bağdad hökuməti də türkmənlərin varlığını diqqətə alar…


- Bütün türkmən təşkilatları, o cümlədən, Türkməneli Partiyası etiraz etməkdədir. Yenə deyirəm, diqqət çəkmək istəyirik. İnşallah sonda Nazirlər Şurasında bir nazir postu türkmənlərə verilər. İraq ciddi çalxantılarla üz-üzədir. Şiələr arasında ixtilaf yaranıb. Şimalda isə Bərzaninin növbəti dəfə hakimiyyət müddətini uzatma problemi var. Puk Goran və islamçı partiyalar onun vəzifədə qalma müddətinin uzadılmasına qarşıdırlar. Amma türkmən və xristianların güclü dəstəyi sayəsində onu vəzifəsindən ata bilmədilər. Bu gün Kürdüstan muxtariyyəti daxildən parçalanma prosesinə girib. Yəni bölgəmizdə ciddi dəyişiklik gözlənilir. Biz də öz adımızdan çalışırıq ki, ölkəmizdə sülh, sabitlik yaransın, insanlar azad və təhlükəsiz yaşasınlar.


- Mən ilin əvvəlində Kərkükdə olanda türkmən könüllülərdən ibarət hərbi bölmələr yaradılırdı. Həmin qüvvələr indi də var?


- Bəli. Kərkükdə qurulan xalq könüllülərindən ibarət 16-cı briqadanın digər adı Türkmən təhlükəsizlik qüvvələridir. Türkmən qardaşımız Yılmaz Nəccarın rəhbərlik etdiyi briqada İŞİD-ə qarşı mübarizə aparır və insanlarımızın təhlükəsizliyini qoruyur. Yeri gəlmişkən, açıqlamaq istəmədiyim layihələrimiz də var ki, bunları həyata keçirməklə torpaqlarımızı İŞİD-dən qurtaracağıq.


- Bir dəfə demişdiniz ki, Türkmən Məclisi qurursunuz, nə oldu onun aqibəti?


- Bu layihəyə dostlarımız tərəfindən sırf İraq Türkmən Cəbhəsi ayaqda qalsın deyə təxribat olundu. Mən də hərəkatımızın içində ciddi çat yaranmasın deyə layihənin icrasını təxirə saldım. İŞİD təhlükəsi var, köç kimi problemlər mövcuddur. Buna baxmayaraq, türkmən partiyaları hər həftə bir araya gəlirlər və belə çıxır ki, bir siyasi mərkəz şəklində çalışırıq. İnşallah, zamanında Məclis də qurulacaq.


- Köçdən söz düşmüşkən, türkmənlər ölkənin dörd yanına səpələnəndə, niyə Türkmənelinə yerləşdirilmədi, xüsusilə də Kərkükə…

- Kərkükdə 5 min türkmən ailə yerləşdirilib, bu imkan məsələsidir. 30 min ailə isə ölkənin cənubuna köçüb. Amma onlar o yerlərdə duruş gətirə bilmirlər, mədəniyyət uyğunsuzluğu var və bu səbəbdən də geri qayıtmaq istəyirlər. Bundan əlavə, Kərkükdə idarəetmə kürdlərin əlindədir, onlar isə türkmənlərin vilayətə yerləşdirilməsinə isti yanaşmır. Axı bu halda türkmənlərin sayı artacaq Kərkükdə. Amma bir qism Telafer camaatı da Ərbil və Duhokdakı düşərgələrə yerləşib. Kaş ki, Azərbaycan da türkmən qaçqınların bir hissəsini qəbul edəydi, bu milli və humanitar vəzifədir.


- Məncə İraqın güneyinə getməkdənsə, türkmənlərin Kürdüstana köçməsi daha yaxşı olardı siyasi mənada…


- Əvvəl kürdlər icazə vermədilər. Onlar da məcburən Nəcəf və kərbəla tərəflərə yönəldilər. Biz həmişə ən çox zərər görən tərəf olmuşuq ölkədə və bu gün də eyni aqibəti yaşayırıq. Nəticədə də minlərcə ölümüz var…


- Son olaraq deyin lütfən: türkmənlərin və türkmən partiyalarının Kürdistan muxtariyyətinin rəhbərliyi ilə əlaqələri nə yerdədir? Yəni Bağdaddan umduğunu, amma ala bilmədiyiniz köməyi onlardan ala bilərsinizmi?


- Kürdlərlə əlaqələrimiz də demək olar ki, dondurulub. Tarixi torpaqlarımızda belə hər şeyi əllərində cəmləşdiriblər, hər şey onların inhisarındadır. Üstəlik, son vaxtlar küdlər arasında alovlanan ixtilafa qarışmaq istəmirik. Kərkükdə Tələbaninin tərəfdarları, Ərbildə isə Bərzani qrupu mövqe sahibidir. Hər iki tərəflə də yaxşı əlaqələr qurmaq istəyirik. İnşallah, bu münaqişə toqquşma ilə nəticələnməz. Kaş ki, Kərkükdə tam sağlam ruhlu, məqbul kürd-türkmən idarəetməsi yaradılaydı…

 
 
http://hafta.az/index2.php?m=yazi&id=161545
 


XƏBƏR LENT

ƏN ÇOX OXUNAN XƏBƏRLƏR